Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2012’den bu yana konut ve çatılı işyeri kiralarında tahliye davaları, kira hukukunun en sık başvurulan ama bir o kadar da yanlış anlaşılan alanı olmaya devam ediyor. 2026 itibarıyla kira artışlarının seyrettiği yüksek seviye, kiraya verenlerle kiracılar arasındaki gerilimi artırdı ve ihtiyaç sebebiyle tahliye, tahliye taahhüdü ve temerrüt gibi konular mahkeme önüne daha sık taşınır hâle geldi. Oysa Türk Borçlar Kanunu’nun 350 ila 356. maddeleri arasında tahliye sebepleri sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır; kiraya verenin “artık bu kiracıyı istemiyorum” demesi tek başına bir tahliye sebebi oluşturmaz.
Bu sınırlı sayım ilkesi aslında tartışmanın tam da merkezinde yer alır. Bir tarafta mülkiyet hakkını kullanmak isteyen kiraya veren, diğer tarafta barınma güvenliğini koruyan kiracı vardır ve kanun koyucu bu dengeyi kasıtlı olarak kiracı lehine kurmuştur. Bu yazıda tahliye davasının hangi hâllerde açılabileceğini, sürecin nasıl işlediğini ve uygulamada en çok hataya düşülen noktaları ele alıyoruz.
İhtiyaç Nedeniyle Tahliye: Kanun Neyi Şart Koşuyor?
TBK m.350 uyarınca kiraya veren, kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut ya da işyeri ihtiyacı doğarsa, kira sözleşmesinin bitim tarihinden itibaren bir ay içinde dava açmak koşuluyla tahliye talep edebilir. Uygulamada en sık karşılaşılan senaryo şudur: emekli olan bir ev sahibi, kendi oturduğu evi satıp çocuğunun yanına, kiraya verdiği başka bir daireye taşınmak ister. Bu durumda mahkeme, ihtiyacın gerçek, samimi ve süreklilik arz edip etmediğini titizlikle araştırır.
Burada asıl tartışmalı nokta, “gerçek ihtiyaç” ile “kiracıdan kurtulma bahanesi” arasındaki sınırın nasıl çizileceğidir. Kanaatimizce mahkemelerin bu ayrımı yaparken ispat yükünü kiraya verenin üzerinde tutması ve somut delil (tapu, ikametgâh değişikliği, aile durumu belgeleri) araması isabetlidir; çünkü TBK m.355 zaten kiraya verene, haklı sebep olmaksızın üç yıl geçmeden aynı taşınmazı başkasına kiralama yasağı getirerek kötüye kullanımı caydırmaktadır. Bu caydırıcı hükmün varlığı, ihtiyaç iddiasının ciddiyetle değerlendirilmesi gerektiğinin de bir göstergesidir.

Yeniden İnşa veya Esaslı Onarım Gerekçesiyle Tahliye
İkinci önemli tahliye sebebi, kiralananın yeniden inşası, genişletilmesi ya da esaslı onarımıdır. Kanun burada da net bir sınır çizer: kiralananın kullanımını fiilen imkânsız kılan, sıradan bakım işleri değil ciddi ve kapsamlı bir yapısal müdahale söz konusu olmalıdır. Örneğin bir apartman dairesinin deprem güçlendirmesi için tamamen boşaltılması gerekiyorsa bu sebep işler; ancak mutfak dolabının yenilenmesi ya da boya-badana gibi rutin işler tahliye için yeterli görülmez.
Diyelim ki bir işyeri sahibi, kira süresi devam ederken binanın statik açıdan güçlendirilmesi gerektiğini öğreniyor ve kiracıya bu gerekçeyle tahliye bildiriminde bulunuyor. Bu noktada kiracının talep edebileceği en önemli güvence, işler bittikten sonra aynı şartlarla kiralanana öncelikle kendisinin talip olabilme hakkıdır. Uygulamada bu hakkın kiracıya hiç hatırlatılmadığı, hatta bazı durumlarda bilinçli olarak atlandığı görülüyor; bu da meselenin sık tartışılan bir başka yönünü oluşturuyor.
Tahliye Taahhüdüne Dayalı Davalarda Şekil Şartı Belirleyicidir
Pratikte en çok dava konusu olan tahliye türlerinden biri de yazılı tahliye taahhüdüdür. TBK m.352 uyarınca kiracının, kiralananı belirli bir tarihte boşaltacağını yazılı olarak taahhüt etmesi geçerli bir tahliye sebebi sayılır; ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre bu taahhüdün kira sözleşmesinin imzalandığı gün veya öncesinde değil, sözleşme kurulduktan makul bir süre sonra, kiracının serbest iradesiyle verilmiş olması gerekir. Sözleşmeyle aynı tarihte alınan bir taahhüt, kiracının kira ilişkisine girebilmek için mecburen imzaladığı bir belge sayılır ve geçersiz kabul edilir.
Somut bir örnek üzerinden gidelim: bir kiracı, evi kiralarken ev sahibinin talebi üzerine sözleşmeyle aynı gün boş bir tahliye taahhüdü imzalıyor ve tarih daha sonra ev sahibi tarafından dolduruluyor. Bu senaryoda mahkeme, taahhüdün düzenlenme tarihini ve iradenin serbestçe oluşup oluşmadığını araştıracaktır. Ayrıca kira sözleşmesi taraflarca yenilenmişse, eski taahhüdün de hükmünü yitirdiği kabul edilir. Bu nedenle taahhüde dayanan bir tahliye talebinde belgenin düzenlenme koşulları, dava açma süresinden çok daha kritik hâle gelir.
Kira Bedelinin Ödenmemesi Nedeniyle Tahliye
Kiracının kira bedelini ödememesi durumunda kiraya veren iki yol izleyebilir: konut ve çatılı işyeri kiralarında yazılı bir ihtar ile kiracıya en az otuz günlük ödeme süresi tanıyıp bu süre sonunda tahliye davası açmak, ya da doğrudan icra takibi başlatarak temerrüt nedeniyle tahliye talep etmek. Bir kiracının bir kira yılı içinde iki haklı ihtara sebep olması hâlinde de kiraya verenin, dönem sonunda tahliye davası açma hakkı doğar.

Bu noktada sıkça yapılan bir hata, sözlü uyarılarla veya mesaj yazışmalarıyla yetinip usulüne uygun yazılı ihtar çekilmemesidir. Süreç şeklen doğru yürütülmezse, kira bedeli gerçekten ödenmemiş olsa bile dava reddedilebilir. Dolayısıyla temerrüt iddiasına dayanan tahliye taleplerinde ihtarın tebliğ şekli ve süresi, davanın kaderini belirleyen en kritik ayrıntı olarak öne çıkar.
Tahliye Davası Süreci Pratikte Nasıl İlerler?
Sulh hukuk mahkemesinde açılan tahliye davası, dayanılan sebebe göre farklı sürelere tabidir; ancak genel akış benzerdir: dava dilekçesi ve deliller sunulur, karşı taraf savunmasını yapar, gerekiyorsa keşif ve bilirkişi incelemesi yapılır ve mahkeme kararını verir. Karar kesinleştikten ve kiracıya usulüne uygun tebliğ edildikten sonra, tebliğden itibaren on gün geçmesiyle birlikte tahliyenin icra yoluyla fiilen gerçekleştirilmesi mümkün hâle gelir.
Uygulamada dikkat edilmesi gereken sıra şudur: önce dayanılan tahliye sebebinin hangi madde kapsamına girdiği netleştirilmeli, ardından o sebep için öngörülen süre ve şekil şartlarına (ihtar, taahhüt, dava açma süresi gibi) harfiyen uyulmalıdır. Deliller eksiksiz toplanmadan ve usul şartları tamamlanmadan açılan davalar, haklı bir gerekçeye dayansa bile süre veya şekil eksikliği nedeniyle reddedilebilir. Bu yüzden tahliye sürecine girmeden önce hangi sebebe dayanıldığının doğru tespit edilmesi, sürecin en kritik ilk adımıdır.
Özetle, kira uyuşmazlıklarında tahliye davası tek bir kalıba sığmayan, sebebe göre farklı şekil ve süre şartları taşıyan bir alan. İhtiyaç iddiasında samimiyetin ispatı, taahhütte düzenlenme tarihinin doğruluğu, temerrütte ihtarın usulüne uygunluğu; her biri ayrı ayrı gözetilmesi gereken ayrıntılar. Sürecin başında bu ayrıntıların doğru kurgulanması, davanın sonucunu büyük ölçüde belirliyor.
Konuyla ilgili güncel mevzuat metnine Türk Borçlar Kanunu resmi metninden ulaşabilirsiniz.
Yasal Uyarı

