İş kazası, sigortalı bir çalışanın işini yürüttüğü sırada veya kanunda belirtilen diğer durumlarda meydana gelen ve bedensel ya da ruhsal zarara yol açan olaydır. Ancak birçok kişinin düşündüğünün aksine iş kazası, yalnızca işyerinde yaşanan yaralanmalarla sınırlı değildir. İşveren tarafından sağlanan servis aracında meydana gelen kazalar, görev nedeniyle işyeri dışında yaşanan olaylar, geçici görevlendirme sırasında gerçekleşen kazalar ve kanunun belirli şartlar altında koruma altına aldığı bazı işyeri dışı durumlar da iş kazası kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle yaşanan her olayın hukuki niteliği, somut olayın özelliklerine göre ayrıca incelenmelidir.
Bir olayın iş kazası olarak kabul edilmesi, hem çalışan hem de işveren açısından önemli hukuki sonuçlar doğurur. İşçi, şartların oluşması hâlinde SGK tarafından sağlanan sosyal güvenlik haklarından yararlanabilir; ayrıca işverenin kusurunun bulunması durumunda iş kazası tazminatı talep etme ve gerektiğinde iş kazası davası açma hakkına da sahip olabilir. İşveren bakımından ise iş sağlığı ve güvenliği (İSG) yükümlülükleri, kazanın SGK’ya süresinde bildirilmesi, kusur oranının belirlenmesi ve doğabilecek hukuki sorumluluklar dikkatle değerlendirilmelidir. Özellikle ilk saatlerde atılan adımlar, hem ispat sürecini hem de ileride doğabilecek hak kayıplarını doğrudan etkileyebilir.
Bu rehberde iş kazası nedir sorusundan başlayarak, hangi olayların hukuken iş kazası sayıldığını, kazadan sonra izlenmesi gereken süreci, SGK uygulamalarını, işverenin sorumluluğunu ve işçi hakları kapsamında çalışanların sahip olduğu talepleri ayrıntılı şekilde ele alacağız. Ayrıca iş kazası tazminatı sürecinin genel çerçevesini, dava açılırken dikkat edilmesi gereken temel hususları ve zamanaşımı sürelerini de sade ve anlaşılır bir dille açıklayacağız. Böylece yaşanan olayın hukuki sonuçlarını daha doğru değerlendirebilir ve hak kaybına yol açabilecek hatalardan kaçınabilirsiniz.
İş Kazası Nedir?
İş kazası, en basit ifadeyle, sigortalı bir çalışanın işini yürütürken veya kanunun koruma altına aldığı belirli durumlarda meydana gelen ve çalışanın bedensel ya da ruhsal olarak zarara uğramasına neden olan olaydır. Ancak her işyerinde yaşanan olay ya da her yaralanma otomatik olarak iş kazası olarak kabul edilmez. Bir olayın hukuken iş kazası sayılabilmesi için kanunda belirtilen şartları taşıması gerekir.
Türkiye’de iş kazasının hukuki tanımı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde düzenlenmiştir. Kanun, yalnızca işyerinde meydana gelen olayları değil; işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle, görevli olarak başka bir yere gönderilme sırasında, işveren tarafından sağlanan servis aracında veya kanunda sayılan diğer bazı hâllerde meydana gelen olayları da iş kazası kapsamında değerlendirmektedir.
Bu yaklaşımın temel amacı, çalışanı yalnızca işyerinin fiziksel sınırları içinde değil, iş ilişkisi devam ettiği sürece karşılaşabileceği risklere karşı da korumaktır.
İş Kazasının Hukukî Tanımı
5510 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre iş kazası; sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle, görevle başka bir yere gönderildiğinde, emzirme izni sırasında veya işveren tarafından sağlanan taşıtla işe gidiş ya da işten dönüş esnasında meydana gelen ve sigortalıyı bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.
Kanundaki tanım ilk bakışta teknik görünebilir. Aslında burada cevaplanan temel soru şudur:
“Meydana gelen olay ile yapılan iş arasında hukuki bir bağlantı var mı?”
Eğer bu bağlantı varsa ve olay kanunda belirtilen şartları taşıyorsa, yaşanan olayın iş kazası olarak kabul edilmesi mümkündür.
Mahkemelerde de değerlendirme çoğu zaman bu bağlantı üzerinden yapılır. Özellikle olayın gerçekleşme şekli, çalışma ilişkisiyle bağlantısı ve zarar arasındaki neden-sonuç ilişkisi ayrıntılı şekilde incelenir. Bu nedenle yalnızca kazanın nerede meydana geldiği değil, hangi nedenle ve hangi koşullarda gerçekleştiği de büyük önem taşır.
Bununla birlikte kaza olarak kabul edilen olayın yapılan işle ilgili olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır. İşçide bulunan ancak işiyle ilgili olmayan bir sağlık durumundan kaynaklanan bir olay da iş kazası kabul edilebilir. Mesela bir işçinin işyerinde kalp krizi geçirmesi de iş kazası kapsamında değerlendirilebilmektedir.

İş Kazasının Oluşabilmesi İçin Gerekli Şartlar
Her olay iş kazası sayılmadığı gibi, her yaralanma da bu kapsamda değerlendirilmez. Hukuken bir olayın iş kazası olarak kabul edilebilmesi için genel olarak aşağıdaki unsurların birlikte bulunması gerekir.
Sigortalılık ilişkisinin bulunması
İlk şart, kazaya uğrayan kişinin kanun kapsamında sigortalı sayılmasıdır. Bununla birlikte sigortasının işveren tarafından hiç bildirilmemiş olması, tek başına iş kazasının varlığını ortadan kaldırmaz. Kayıt dışı çalıştırılan kişiler bakımından da fiilî çalışma ispatlandığında, olayın iş kazası olarak değerlendirilmesi mümkündür.
Uygulamada dikkat edilen nokta: İşverenin “sigortası yapılmamıştı” savunması çoğu zaman tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Mahkemeler, öncelikle kişinin gerçekten çalışıp çalışmadığını araştırır.
Ani ve dıştan gelen bir olayın meydana gelmesi
İş kazası, çoğunlukla belirli bir anda gerçekleşen beklenmedik bir olay sonucunda ortaya çıkar.
Örneğin;
- İnşaattan düşme,
- Makineye el sıkışması,
- Elektrik akımına kapılma,
- Patlama veya yangın,
- İşe giderken servis aracının trafik kazası yapması
gibi olaylar ani nitelikte kabul edilir.
Bununla birlikte yukarıda açıkladığımız üzere işyerinde meydana gelen ancak yapılan işle ilgisi bulunmayan bir sağlık sorunundan kaynaklı hususlar da bu kapsama girebilir. Örneğin işçinin kalp krizi geçirmesi veya beyin kanaması yaşanması gibi durumlar da bu kapsamda değerlendirebilecektir.
Bedensel veya ruhsal zararın oluşması
Kazanın mutlaka ağır yaralanmayla sonuçlanması gerekmez. Hafif yaralanmalar da iş kazası sayılabilir. Bunun yanında yalnızca fiziksel değil, olay nedeniyle ortaya çıkan ruhsal zararlar da bazı durumlarda hukuki değerlendirmeye konu olabilir.
Önemli olan, meydana gelen olayın çalışanda sağlık açısından bir olumsuzluk oluşturmasıdır.
Olay ile zarar arasında illiyet bağı bulunması
İlliyet bağı, meydana gelen olay ile ortaya çıkan zarar arasındaki neden-sonuç ilişkisini ifade eder.
Örneğin çalışanın iş sırasında yüksekten düşerek ayağını kırması hâlinde, olay ile zarar arasındaki bağlantı açıktır. Buna karşılık işle ilgisi bulunmayan tamamen kişisel bir nedenle meydana gelen zararların her somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Pratikte en çok uyuşmazlık çıkan konu budur. İş kazası davalarında bilirkişi raporları ve Yargıtay kararları incelendiğinde, taraflar çoğu zaman kazanın gerçekten iş ilişkisi nedeniyle meydana gelip gelmediği veya zarar ile olay arasında uygun illiyet bağı bulunup bulunmadığı konusunda uyuşmazlık yaşamaktadır.
İş Kazası ile Meslek Hastalığı Arasındaki Fark
İş kazası ve meslek hastalığı, uygulamada en sık karıştırılan kavramlardan ikisidir. Her ikisi de çalışma hayatıyla bağlantılı olsa da ortaya çıkış şekilleri ve hukuki değerlendirmeleri bakımından önemli farklılıklar içerir.
| Karşılaştırma Kriteri | İş Kazası | Meslek Hastalığı |
| Ortaya çıkış şekli | Ani ve beklenmedik bir olay sonucu meydana gelir. | Uzun süreli çalışma koşullarının etkisiyle zaman içinde gelişir. |
| Süreç | Tek bir olay vardır. | Hastalık belirli bir zaman diliminde oluşur. |
| Örnek | İskeleden düşme, makineye sıkışma, elektrik çarpması | Silikozis, mesleki işitme kaybı, kimyasal maddelere bağlı hastalıklar |
| Hukuki dayanak | 5510 sayılı Kanun m.13 | 5510 sayılı Kanun m.14 |
Bazı olaylarda iki kavramın sınırları birbirine yaklaşabilir. Bu nedenle özellikle çalışma koşullarına bağlı sağlık sorunlarında, olayın iş kazası mı yoksa meslek hastalığı mı olduğunun doğru tespit edilmesi, hem SGK hakları hem de açılabilecek davalar bakımından büyük önem taşır. Makalenin ilerleyen bölümlerinde, iş kazasının hangi durumlarda kabul edildiğini ve hangi olayların bu kapsamın dışında kaldığını ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.

İş Kazası Sayılan Haller
İş kazası sayılan haller, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda açıkça düzenlenmiştir. Ancak birçok kişi, yalnızca işyerinde meydana gelen kazaların iş kazası kapsamında değerlendirildiğini düşünmektedir. Oysa kanun, iş ilişkisi devam ettiği sürece çalışanı daha geniş bir çerçevede koruma altına almıştır. Bu nedenle servis kazaları, görev nedeniyle işyeri dışında yaşanan olaylar veya geçici görevlendirme sırasında meydana gelen bazı kazalar da gerekli şartları taşıması hâlinde iş kazası olarak kabul edilebilir.
Bir olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağını belirleyen en önemli unsur, olay ile yapılan iş arasında hukuki bir bağ bulunmasıdır. Kazanın nerede meydana geldiği tek başına belirleyici değildir. Çalışanın görevi kapsamında hareket edip etmediği, olayın iş nedeniyle gerçekleşip gerçekleşmediği ve ortaya çıkan zarar ile olay arasındaki bağlantı birlikte değerlendirilir.
Aşağıda, uygulamada en sık karşılaşılan iş kazası sayılan haller ve bunlara ilişkin örnekler yer almaktadır.
İşyerinde Meydana Gelen Kazalar
İşyerinde çalışanın görevini yerine getirirken yaşadığı kazalar, en sık karşılaşılan iş kazaları arasında yer alır. Bu kapsamda kazanın mutlaka ağır yaralanmayla sonuçlanması gerekmez; önemli olan olayın işin yürütümü sırasında meydana gelmiş olmasıdır.
Örneğin;
- Üretim bandında çalışan işçinin elini makineye kaptırması,
- İnşaatta çalışan ustanın iskeleden düşmesi,
- Elektrik bakım personelinin akıma kapılması,
- Fabrikada meydana gelen patlama veya yangın nedeniyle yaralanma,
- Depoda yük taşırken rafın devrilmesi sonucu oluşan yaralanmalar,
çoğu durumda iş kazası kapsamında değerlendirilir.
Mahkemeler bu tür uyuşmazlıklarda yalnızca kazanın meydana geldiği yeri değil, olayın çalışma faaliyeti sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini de inceler. Bu nedenle kamera kayıtları, iş güvenliği tutanakları ve tanık beyanları büyük önem taşır.
İşveren Tarafından Yürütülen İş Nedeniyle Meydana Gelen Kazalar
Çalışan her zaman işyerinde görev yapmayabilir. İşveren adına yürütülen faaliyet sırasında işyeri dışında meydana gelen kazalar da birçok durumda iş kazası sayılır.
Buna örnek olarak;
- Şantiyede keşif yapan mühendisin düşmesi,
- Müşteri ziyareti sırasında trafik kazası geçirilmesi,
- Saha personelinin montaj çalışması sırasında yaralanması,
- Kuryenin teslimat yaparken kaza geçirmesi,
- Teknik servis çalışanının arıza giderirken yaralanması,
gösterilebilir.
Burada önemli olan, çalışanın olay anında işveren adına ve görevinin gereği olarak hareket ediyor olmasıdır.
Geçici Görev Sırasında Meydana Gelen Kazalar
İşveren tarafından geçici olarak başka bir işyerine veya farklı bir şehre gönderilen çalışanlar da bu süreçte kanunun koruması altındadır.
Örneğin;
- Eğitim programına katılmak üzere görevlendirilen çalışanın otelde merdivenden düşmesi,
- Şehir dışındaki toplantıya giderken trafik kazası geçirilmesi,
- Seminer sırasında meydana gelen yaralanmalar,
- Başka bir şubede geçici olarak görevlendirilen işçinin çalışma sırasında kaza geçirmesi,
iş kazası olarak değerlendirilebilir.
Özellikle şehir dışı görevlendirmelerde kazanın mesai saatleri dışında meydana gelmesi tek başına iş kazası niteliğini ortadan kaldırmaz. Her olay kendi koşulları içinde değerlendirilir.
İşveren Tarafından Sağlanan Servis Aracında Meydana Gelen Kazalar
Kanun, işveren tarafından sağlanan servis aracında işe gidiş veya işten dönüş sırasında meydana gelen kazaları da iş kazası kapsamında değerlendirmektedir.
Buna örnek olarak;
- Personel servisinin trafik kazası yapması,
- Servise binerken düşülmesi,
- Servisten inerken yaralanma,
- Servis aracının ani fren yapması sonucu çalışanın zarar görmesi,
gösterilebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ulaşım hizmetinin işveren tarafından sağlanıyor olmasıdır. Çalışanın kendi özel aracıyla işe gidip gelirken yaşadığı her trafik kazası ise otomatik olarak iş kazası kabul edilmez.
Emzirme İzni Sırasında Meydana Gelen Kazalar
5510 sayılı Kanun, kadın çalışanlara tanınan emzirme süresi içerisinde meydana gelen bazı olayları da iş kazası kapsamında değerlendirmektedir.
Örneğin emzirme iznini kullanan bir çalışanın bu süre içinde geçirdiği ve kanundaki şartları taşıyan bir kaza, iş kazası olarak kabul edilebilir.
Bu düzenleme, çalışan annenin kanundan doğan sosyal hakkını kullandığı süre boyunca da hukuki koruma altında olmasını amaçlamaktadır.
Uygulamada İş Kazası Sayılan Örnek Olaylar
Her olayın kendine özgü koşulları bulunmakla birlikte, uygulamada aşağıdaki durumlar sıklıkla iş kazası olarak kabul edilmektedir:
- İşveren tarafından tahsis edilen servis aracının yaptığı trafik kazasında çalışanın yaralanması,
- Müşteri ziyareti sırasında satış temsilcisinin trafik kazası geçirmesi,
- Şehir dışındaki eğitim programında otelde meydana gelen düşme olayı,
- İşyerinde çalışma sırasında elektrik akımına kapılma,
- Fabrikada meydana gelen patlama veya yangın nedeniyle yaralanma,
- Şantiyede çalışan işçinin yüksekten düşmesi.
Bu örnekler, her benzer olayın kesin olarak iş kazası sayılacağı anlamına gelmez. Olayın oluş şekli, mevcut deliller ve çalışma ilişkisi birlikte değerlendirilerek hukuki sonuca ulaşılır.
İş Kazası Sayılmayan Haller
Her işyerinde meydana gelen olay iş kazası olarak değerlendirilmez. Özellikle işle ilgisi bulunmayan tamamen kişisel nedenlerden kaynaklanan olaylar farklı şekilde değerlendirilebilir.
Örneğin;
- Çalışanın işini bırakıp tamamen kişisel işi için dışarı çıkması sırasında yaşanan olaylar,
- İşle ilgisi bulunmayan kişisel tartışmalar nedeniyle meydana gelen yaralanmalar,
- Çalışma ilişkisiyle bağlantısı olmayan özel yaşam faaliyetleri sırasında meydana gelen kazalar,
- İşverenin bilgisi ve talimatı dışında tamamen kişisel amaçlarla yapılan faaliyetler sırasında yaşanan olaylar,
her somut olayın özelliklerine göre iş kazası kapsamında değerlendirilmeyebilir.
Bu nedenle yalnızca kazanın işyerinde meydana gelmiş olması ya da çalışma saatleri içinde yaşanması tek başına yeterli değildir. Olayın oluş şekli, çalışanın o andaki görevi ve iş ile olan bağlantısı birlikte incelenmelidir.
İş Kazası Geçiren İşçi İlk Olarak Ne Yapmalıdır?
Bir iş kazası meydana geldikten sonra atılan ilk adımlar, hem çalışanın sağlık durumu hem de ileride doğabilecek hukuki hakların korunması açısından büyük önem taşır. Özellikle ilk saatlerde yapılan hatalar, SGK işlemlerinden tazminat sürecine kadar birçok konuda hak kaybına neden olabilir.
Bu nedenle iş kazası geçiren bir çalışanın mümkün olduğunca aşağıdaki sırayla hareket etmesi faydalı olacaktır.
Sağlık kuruluşuna başvurulması
İlk öncelik her zaman sağlık olmalıdır. Yaralanma hafif görünse bile en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve gerekli muayene yaptırılmalıdır.
Bu aşamada;
- En yakın hastane veya acil servise başvurulmalı,
- Tedavi sürecine ilişkin tüm sağlık kayıtları muhafaza edilmeli,
- Düzenlenen doktor raporları ve epikriz belgeleri saklanmalı,
- Yaralanmanın iş kazası nedeniyle meydana geldiği sağlık personeline doğru şekilde anlatılmalıdır.
Bazı yaralanmalar ilk anda hafif görünse de günler sonra ciddi sağlık sorunlarına dönüşebilir. Bu nedenle “önemli bir şeyim yok” düşüncesiyle hastaneye gitmemek, ilerleyen süreçte hem sağlık hem de ispat açısından sorun oluşturabilir.
Olayın kayıt altına alınması
Kazanın nasıl meydana geldiğinin mümkün olduğunca erken kayıt altına alınması önemlidir. Olayın üzerinden zaman geçtikçe ayrıntılar unutulabilir ve delillere ulaşmak zorlaşabilir.
İmkân varsa aşağıdaki bilgiler not edilmelidir:
- Kazanın tarihi ve saati,
- Kazanın meydana geldiği yer,
- Olayın nasıl gerçekleştiği,
- Kullanılan makine veya ekipman,
- Olay sırasında bulunan kişiler.
İşyerinde kamera sistemi bulunuyorsa kayıtların silinmemesi için mümkün olan en kısa sürede gerekli girişimlerin yapılması da önemlidir.
Delillerin korunması
İş kazası uyuşmazlıklarında en çok tartışılan konulardan biri, kazanın nasıl meydana geldiğidir. Bu nedenle olayı ispatlayabilecek her türlü delilin korunması gerekir.
Örneğin;
- Olay yerinin fotoğrafları,
- Kamera kayıtları,
- Yaralanmayı gösteren fotoğraflar,
- İş güvenliği ekipmanlarının durumu,
- Yazılı talimatlar,
- WhatsApp yazışmaları veya e-postalar,
- Varsa iş kazası tutanağı,
ileride açılabilecek bir davada önemli delil niteliği taşıyabilir.
Pratik bilgi: Uygulamada birçok işyerinde güvenlik kamerası kayıtları belirli bir süre sonra otomatik olarak silinmektedir. Bu nedenle kayıtların korunması için mümkün olduğunca erken harekete geçilmesi büyük önem taşır.
Tanık bilgilerinin alınması
Kazayı gören çalışma arkadaşlarının beyanları, birçok uyuşmazlıkta belirleyici deliller arasında yer alır.
Bu nedenle mümkünse;
- Tanıkların adı ve soyadı,
- İletişim bilgileri,
- İşyerindeki görevleri,
not edilmelidir.
Aradan uzun zaman geçtiğinde tanıklara ulaşmak zorlaşabileceği gibi, olayın ayrıntılarının hatırlanması da güçleşebilir.
İşverene bildirim yapılması
İş kazasının işverene mümkün olan en kısa sürede bildirilmesi önemlidir. Her ne kadar SGK’ya bildirim yükümlülüğü kural olarak işverene ait olsa da, çalışanın da kazayı gecikmeden işverene haber vermesi ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesine katkı sağlar.
Özellikle;
- Bildirimin yazılı yapılabilmesi,
- Bildirimin tarihinin ispatlanabilmesi,
- Varsa e-posta veya mesaj kayıtlarının saklanması,
ilerleyen süreçte fayda sağlayabilir.
İş kazasının SGK’ya nasıl ve hangi süre içinde bildirileceğini ise ilerleyen bölümlerde ayrıca ele alacağız.
SGK’ya bildirim yapılması
İşverenin SGK’ya bildirim yapmadığı hallerde işçinin SGK’ya bildirim yapması önem taşır. Bu durum, özellikle işverenin iş kazasının maddi külfetlerini yüklenmek istemediği ihtilaflı durumlarda kazanın sigorta tarafından da öğrenilmesi ve gerekli çalışmaların kurum nezdinde de yapılabilmesini sağlar. Bununla birlikte, ilerleyen aşamalarda işçinin haklarını aradığı süreçte kullanabileceği bir delil niteliği de taşır.
Tutanak ve belgeler dikkatle incelenmelidir
Kaza sonrasında bazı işyerlerinde çalışanlardan çeşitli tutanaklar veya beyanlar imzalamaları istenebilir.
Bu belgeler okunmadan imzalanmamalıdır. Özellikle;
- Kazanın oluş şekline aykırı ifadeler,
- Çalışanın tüm kusuru kabul ettiğini gösteren açıklamalar,
- Boş bırakılmış alanlar,
- Sonradan doldurulabilecek belgeler,
ciddi hak kayıplarına yol açabilir.
Bir belge konusunda tereddüt yaşanıyorsa, içeriği tam olarak anlaşılmadan imza atılmaması ve gerekirse deneyimli bir işçi avukatından hukuki destek alınması daha doğru olacaktır.
İlk saatlerde doğru hareket etmek neden önemlidir?
İş kazasından sonraki ilk saatlerde yapılan işlemler, yalnızca tedavi sürecini değil; SGK incelemesini, kusur değerlendirmesini ve olası tazminat davasını da doğrudan etkileyebilir.
Kısaca özetlemek gerekirse, bir iş kazası sonrasında izlenmesi gereken temel yol haritası şu şekildedir:
- Öncelikle sağlık kuruluşuna başvurun ve tedavinizi yaptırın.
- Kazanın oluş şeklini mümkün olduğunca kayıt altına alın.
- Fotoğraf, kamera kaydı ve diğer delillerin korunmasını sağlayın.
- Kazayı gören tanıkların bilgilerini not edin.
- İşverene gecikmeden bildirim yapın.
- İşverenin gerekli bildirimleri yapmaktan kaçınıyorsa SGK’ya bizzat başvurun.
- İmzalamanız istenen tutanak ve belgeleri dikkatlice inceleyin.
Bu adımlar, ilerleyen süreçte hem iş kazasında işçinin hakları bakımından hak kaybı yaşanmasını önlemeye yardımcı olur hem de olayın ispatını önemli ölçüde kolaylaştırır.
İş Kazasında SGK Süreci Nasıl İşler?
Bir iş kazası meydana geldiğinde süreç yalnızca tedaviyle sınırlı kalmaz. Kazanın Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından değerlendirilmesi de hem çalışanın sosyal güvenlik haklarının belirlenmesi hem de ileride doğabilecek hukuki süreçler açısından önem taşır.
SGK’nın yürüttüğü inceleme, işverenin hukuki sorumluluğunu veya açılabilecek davaları doğrudan karara bağlamaz. Kurumun temel amacı, olayın sosyal güvenlik mevzuatı kapsamında iş kazası niteliği taşıyıp taşımadığını belirlemek ve buna bağlı hakları değerlendirmektir.
SGK iş kazasını nasıl değerlendirir?
İş kazası bildirimi SGK’ya ulaştıktan sonra, kurum öncelikle olayın kanunda belirtilen şartları taşıyıp taşımadığını inceler.
Bu değerlendirme sırasında özellikle;
- Kazanın nasıl meydana geldiği,
- Çalışanın sigortalılık durumu,
- Olay ile yapılan iş arasındaki bağlantı,
- Sağlık raporları,
- İş kazası tutanağı,
- Gerektiğinde tanık beyanları ve diğer belgeler
birlikte değerlendirilir.
Her yaralanma otomatik olarak iş kazası kabul edilmez. Aynı şekilde işveren tarafından “iş kazası değildir” şeklinde yapılan bir değerlendirme de tek başına belirleyici olmaz. SGK, olayı kendi incelemesi sonucunda değerlendirir.
SGK inceleme süreci
İş kazası bildiriminin ardından SGK gerekli görmesi hâlinde denetim ve inceleme başlatabilir.
İnceleme kapsamında;
- İşveren veya işçi tarafından gönderilen belgeler,
- Sağlık kuruluşlarından alınan kayıtlar,
- İşyerindeki çalışma koşulları,
- İş güvenliği evrakları,
- Denetmen raporları,
incelenebilir.
Bazı dosyalarda yalnızca mevcut belgeler üzerinden karar verilirken, bazı olaylarda SGK müfettiş veya denetmen incelemesi de yapılabilir. Özellikle olayın oluş şekli konusunda tereddüt bulunması hâlinde daha ayrıntılı araştırma yapılması mümkündür.
Geçici iş göremezlik ödeneği
İş kazası nedeniyle çalışanın belirli bir süre çalışamayacak durumda olduğunun sağlık raporuyla tespit edilmesi hâlinde, şartların oluşması durumunda SGK tarafından geçici iş göremezlik ödeneği ödenebilir.
Bu ödeme;
- Çalışanın istirahat süresince gelir kaybının azaltılmasını,
- Tedavi sürecinde sosyal güvenlik desteğinin sağlanmasını
amaçlar.
Ödeneğin miktarı ve ödeme süresi; istirahat raporunun süresine, sigortalılık durumuna ve ilgili sosyal güvenlik mevzuatına göre belirlenir. Uygulamada bu süre genelde 1 ilâ 4 ay arasında değişmektedir.
Sürekli iş göremezlik geliri
Kazası sonrasında çalışanda kalıcı bir meslekte kazanma gücü kaybı oluşursa, gerekli şartların sağlanması hâlinde SGK tarafından sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilir.
Bu gelirin bağlanabilmesi için;
- Sağlık kurulu raporlarının düzenlenmesi,
- Meslekte kazanma gücü kaybı oranının belirlenmesi,
- SGK’nın gerekli değerlendirmeleri yapması
gerekir.
Sürekli iş göremezlik geliri, iş kazası nedeniyle çalışma gücünde kalıcı azalma meydana gelen sigortalıya sosyal güvenlik kapsamında sağlanan önemli haklardan biridir.
Ölüm hâlinde sağlanan haklar
İş kazasının ölümle sonuçlanması hâlinde yalnızca sigortalının değil, hak sahiplerinin de sosyal güvenlik kapsamında çeşitli hakları doğabilir.
Şartların oluşması hâlinde SGK tarafından;
- Ölüm geliri bağlanması,
- Cenaze ödeneği verilmesi,
- Hak sahiplerine yönelik diğer sosyal güvenlik yardımları (destekten yoksun kalma)
sağlanabilir.
Bu hakların kapsamı, olayın özelliklerine ve hak sahiplerinin durumuna göre değişiklik gösterebilir.
SGK’nın işverene rücu hakkı
Bazı durumlarda SGK’nın yaptığı ödemeler nihai olarak kurum üzerinde kalmayabilir.
Eğer iş kazasının meydana gelmesinde işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini ihlal ettiği veya kusurlu davrandığı tespit edilirse, SGK yaptığı bazı ödemeleri kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde işverenden talep edebilir. Hukukta bu durum rücu hakkı olarak adlandırılır.
Bu nedenle iş kazaları yalnızca çalışan açısından değil, işveren bakımından da önemli mali ve hukuki sonuçlar doğurabilecek süreçlerdir.
Not: SGK’nın yürüttüğü sosyal güvenlik süreci ile işveren aleyhine açılabilecek tazminat veya diğer davalar birbirinden farklı hukuki süreçlerdir. Birinin varlığı, diğerinin açılmasına veya değerlendirilmesine tek başına engel oluşturmaz.
İş Kazası Bildirimi Nasıl Yapılır?
Bir iş kazası meydana geldikten sonra yerine getirilmesi gereken en önemli yükümlülüklerden biri de SGK’ya yapılacak iş kazası bildirimidir. Bildirimin usulüne uygun ve süresi içinde yapılması, hem sosyal güvenlik işlemlerinin sağlıklı yürütülmesi hem de idari yaptırımlarla karşılaşılmaması açısından önem taşır.
Bu bölümde iş kazası bildiriminin temel esaslarını özetleyeceğiz.
Bildirimi kim yapar?
İş kazasının SGK’ya bildirilmesinden kural olarak işveren sorumludur.
İşveren, kazanın öğrenilmesinin ardından kanunda öngörülen süre içinde gerekli bildirimi yapmakla yükümlüdür. Bunun yanında bazı özel durumlarda, sigortalının kendisi veya hak sahipleri de SGK nezdinde başvuruda bulunabilir. Ancak bu durum, işverenin bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Bildirim süresi
İş kazası bildiriminin belirli bir süre içinde yapılması gerekir. Kanunda öngörülen bu sürenin kaçırılması, özellikle işveren açısından idari yaptırımlara ve çeşitli hukuki sonuçlara neden olabilir.
Bu nedenle kazanın meydana gelmesinden sonra sürecin geciktirilmeden başlatılması büyük önem taşır.
Bildirim nasıl yapılır?
İş kazası bildirimi, SGK’nın belirlediği usul ve yöntemlere uygun şekilde gerçekleştirilir. Günümüzde bildirim işlemleri büyük ölçüde elektronik ortam üzerinden yürütülmektedir.
Bildirim sırasında genellikle;
- Kazanın meydana geldiği tarih ve saat,
- Olayın gerçekleşme şekli,
- Yaralanan sigortalıya ilişkin bilgiler,
- İşyeri bilgileri
gibi temel bilgiler SGK’ya iletilir.
Eksik veya gerçeğe aykırı bildirim yapılması, ilerleyen süreçte hem idari hem de hukuki sorunlara yol açabilir.
Bildirim yapılmazsa ne olur?
İş kazasının süresi içinde bildirilmemesi, işveren açısından çeşitli sonuçlar doğurabilir. Özellikle idari para cezalarıyla karşılaşılması ve bazı durumlarda SGK’nın yaptığı ödemeler nedeniyle farklı hukuki sorumlulukların gündeme gelmesi mümkündür.
Öte yandan bildirimin yapılmamış olması, her durumda çalışanın iş kazası nedeniyle sahip olduğu hakların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Somut olayın özelliklerine göre farklı hukuki yolların değerlendirilmesi mümkün olabilir.
İşverenin İş Kazasındaki Hukuki Sorumluluğu
Her iş kazası, işverenin otomatik olarak kusurlu olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde işçinin kusurlu davranmış olması da işverenin her durumda sorumluluktan kurtulacağı anlamına gelmez. Kaza sonrasında hukuki sorumluluk belirlenirken; kazanın nasıl meydana geldiği, işyerinde alınması gereken güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı, tarafların kusur durumu ve olayın tüm koşulları birlikte değerlendirilir.
Mahkemelerde görülen iş kazası davalarında en fazla tartışılan konuların başında da işverenin kusurunun bulunup bulunmadığı gelir. Bu değerlendirme yapılırken yalnızca kazanın sonucu değil, kazaya giden süreç de ayrıntılı olarak incelenir.
İşverenin gözetme borcu
İşveren, işçiyi yalnızca çalıştırmakla yükümlü değildir. Aynı zamanda işçinin yaşamını, beden bütünlüğünü ve sağlığını koruyacak tedbirleri alma yükümlülüğü de altındadır. Hukukta bu yükümlülük gözetme borcu olarak ifade edilir.
Bu kapsamda işverenin;
- Güvenli bir çalışma ortamı oluşturması,
- Kullanılan makine ve ekipmanların bakımını yaptırması,
- Çalışanlara gerekli İSG eğitiminin vermesi,
- Kişisel koruyucu donanımları temin etmesi,
- İşyerindeki riskleri önceden belirleyerek gerekli önlemleri alması
beklenir.
Örneğin inşaatta çalışan işçilere emniyet kemeri verilmemesi, üretim hattındaki koruyucu sistemlerin çalışmaması veya çalışanlara yeterli eğitim verilmeden tehlikeli makinelerin kullandırılması, işverenin gözetme borcunu ihlal ettiğine ilişkin önemli göstergeler arasında değerlendirilebilir.
İş sağlığı ve güvenliği yükümlülüğü
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverene çalışanların sağlık ve güvenliğini korumaya yönelik kapsamlı yükümlülükler yüklemektedir.
İşverenin yerine getirmesi gereken başlıca yükümlülükler şunlardır:
- Risk değerlendirmesi yapmak,
- İş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini düzenlemek,
- Koruyucu ekipman sağlamak,
- İşyerinde gerekli teknik ve idari tedbirleri almak,
- Çalışma ortamını düzenli olarak denetlemek,
- Yeni ortaya çıkan risklere karşı önlem almak.
Bu yükümlülüklerin yerine getirilmiş olması, her olayda işvereni sorumluluktan kurtarmayacağı gibi; yerine getirilmemesi de kusur değerlendirmesinde önemli bir unsur olarak dikkate alınır.
Kusur sorumluluğu
İş kazası davalarında tazminat taleplerinin değerlendirilmesinde en önemli konulardan biri kusur oranıdır.
Mahkemeler, kazanın meydana gelmesinde;
- İşverenin,
- İşçinin,
- Üçüncü kişilerin
hangi ölçüde etkili olduğunu bilirkişi incelemeleri ve dosyadaki deliller doğrultusunda belirler.
Örneğin işveren gerekli güvenlik önlemlerini almamışsa kusur oranı artabilir. Buna karşılık işçi açık ve net güvenlik kurallarını bilerek ihlal etmişse bu durum da kusur değerlendirmesinde dikkate alınabilir.
Uygulamada önemli bir ayrıntı: Mahkemeler yalnızca “işçi hatalı davrandı” savunmasıyla yetinmez. İşverenin bu davranışı önlemek için gerekli eğitimleri verip vermediği, denetim yapıp yapmadığı ve güvenlik tedbirlerini alıp almadığı da ayrıntılı şekilde incelenir.
Asıl işveren – alt işveren ilişkisi
İnşaat, üretim, lojistik ve sanayi sektörlerinde birçok iş, taşeron olarak bilinen alt işverenler aracılığıyla yürütülmektedir.
Bu tür çalışma modellerinde iş kazasının meydana gelmesi hâlinde yalnızca alt işverenin sorumluluğu gündeme gelmez. Somut olayın özelliklerine göre asıl işveren de hukuken sorumlu tutulabilir.
Özellikle;
- İş organizasyonunun kurulması,
- İş güvenliği tedbirlerinin alınması,
- Çalışma ortamının denetlenmesi
gibi konularda asıl işverenin de sorumlulukları bulunmaktadır.
Bu nedenle taşeron işçisi olarak çalışan kişilerin hak arama sürecinde yalnızca kendi işverenlerini değil, olayın özelliklerine göre asıl işvereni de dikkate almaları gerekebilir.
Alt işveren çalışanlarında sorumluluk
Alt işveren işçilerinin iş kazası geçirmesi uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biridir.
Örneğin;
- Şantiyede taşeron firma çalışanının yüksekten düşmesi,
- Fabrikada dış kaynak personelinin makineye sıkışması,
- Temizlik şirketi çalışanının işyerinde yaralanması,
gibi olaylarda sorumluluğun yalnızca tek bir işverene ait olduğu söylenemez.
Mahkemeler bu tür dosyalarda;
- İşçiyi fiilen kimin yönettiğini,
- Güvenlik tedbirlerini kimin almakla yükümlü olduğunu,
- Çalışma alanı üzerindeki kontrolün kimde bulunduğunu
ayrıntılı olarak değerlendirerek sorumluluğu belirler.
İşveren hangi hâllerde sorumluluktan kurtulabilir?
İş kazasının meydana gelmiş olması, işverenin her durumda tazminat ödemek zorunda olduğu anlamına gelmez.
Örneğin aşağıdaki durumlar, somut olayın özelliklerine göre sorumluluğun değerlendirilmesini etkileyebilir:
- İşverenin tüm iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş olması,
- Çalışanın verilen eğitimlere ve açık güvenlik talimatlarına rağmen bilinçli şekilde kuralları ihlal etmesi,
- Kazanın tamamen üçüncü kişinin ağır kusurundan kaynaklanması,
- Öngörülmesi ve önlenmesi mümkün olmayan olağanüstü olayların kazaya neden olması.
Ancak bu durumların varlığı her dosyada ayrı ayrı incelenir. İşverenin sorumluluktan kurtulabilmesi için yalnızca iddiada bulunması yeterli değildir; gerekli önlemleri aldığını ve kazanın kendi kusurundan kaynaklanmadığını ortaya koyan delillerle bunu desteklemesi gerekir.
Bu nedenle kaza sonrasında kusur değerlendirmesi, dosyanın en teknik ve en önemli aşamalarından biridir. Çoğu zaman dava sonucunu belirleyen unsur da kazanın meydana geliş şekli kadar, tarafların kusur durumuna ilişkin bilirkişi incelemesi ve dosyada bulunan deliller olmaktadır.
İş Kazası Geçiren İşçinin Hakları Nelerdir?
Bir iş kazası sonrasında çalışanın sahip olduğu haklar, yalnızca tedavi giderleriyle sınırlı değildir. Kazanın niteliğine, çalışanın uğradığı zarara ve işverenin kusur durumuna göre hem sosyal güvenlik hukukundan hem de iş ve borçlar hukukundan kaynaklanan çeşitli haklar gündeme gelebilir.
Ancak bu hakların tamamı her iş kazasında otomatik olarak doğmaz. Hangi haklardan yararlanılabileceği; kazanın oluş şekline, maluliyet durumuna, kusur oranına ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir.
Genel olarak iş kazası geçiren bir işçi aşağıdaki haklara sahip olabilir.
SGK’dan talep edilebilecek haklar
İş kazasının SGK tarafından bu kapsamda değerlendirilmesi hâlinde, sigortalıya sosyal güvenlik mevzuatından doğan bazı haklar tanınabilir.
Bunlardan başlıcaları şunlardır:
- Geçici iş göremezlik ödeneği,
- Sürekli iş göremezlik geliri,
- Gerekli sağlık hizmetlerinden yararlanma,
- Şartları oluştuğunda protez, araç ve gereç desteği,
- Ölüm hâlinde hak sahiplerine gelir bağlanması ve diğer sosyal güvenlik yardımları.
Bu haklar, çalışanın uğradığı zararın sosyal güvenlik sistemi kapsamında belirli ölçüde karşılanmasını amaçlar.
Önemli: SGK tarafından yapılan ödemeler, her zaman işverenin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Sosyal güvenlik hakları ile işverene karşı ileri sürülebilecek talepler farklı hukuki dayanaklara sahiptir.
İşverenden talep edilebilecek haklar
İş kazasının meydana gelmesinde işverenin kusuru veya hukuki sorumluluğu bulunuyorsa, çalışan yalnızca SGK’nın sağladığı haklarla sınırlı kalmaz.
Somut olayın özelliklerine göre işverenden;
- Uğranılan maddi zararların giderilmesi,
- Manevi zararın tazmin edilmesi,
- Sürekli iş göremezlik nedeniyle doğan zararların karşılanması,
- Ölüm hâlinde destekten yoksun kalan yakınların zararlarının giderilmesi
talep edilebilir.
Bu hakların kapsamı, kusur oranı ve dosyadaki delillere göre belirlenir.
Maddi haklar
İş kazası nedeniyle çalışanın ekonomik açıdan uğradığı kayıplar maddi haklar kapsamında değerlendirilir.
Örneğin;
- Çalışma gücündeki azalma nedeniyle oluşan zararlar,
- Tedavi sürecinden kaynaklanan bazı maddi kayıplar (tedavi masrafları, ulaşım masrafları),
- Gelecekteki kazanç kaybı,
- Sürekli iş göremezlik nedeniyle oluşabilecek ekonomik zararlar,
şartların oluşması hâlinde talep edilebilir.
Maddi zararların hesaplanmasında çalışanın yaşı, geliri, maluliyet oranı, kusur durumu ve diğer birçok unsur birlikte değerlendirilir.
Manevi haklar
İş kazası yalnızca ekonomik kayıplara neden olmaz. Ölüm, ağır yaralanmalar, uzuv kayıpları veya yaşam kalitesini etkileyen kalıcı sağlık sorunları çalışan ve yakınları üzerinde önemli manevi etkiler de bırakabilir.
Bu gibi durumlarda, şartların oluşması hâlinde işverenden manevi tazminat talep edilmesi mümkündür.
Manevi tazminatın amacı, yaşanan acının veya üzüntünün parasal karşılığını belirlemek değil; meydana gelen manevi zararın hukuk düzeni tarafından belirli ölçüde giderilmesini sağlamaktır.
Mahkemeler bu değerlendirmeyi yaparken;
- Yaralanmanın ağırlığını,
- Kalıcı etkilerini,
- Tarafların kusur durumunu,
- Olayın meydana geliş şeklini
birlikte dikkate alır.
Ölüm hâlinde yakınların hakları
İş kazasının ölümle sonuçlanması, yalnızca çalışanın değil, geride kalan yakınlarının da çeşitli haklar elde etmesine imkân tanıyabilir.
Somut olayın özelliklerine göre hak sahipleri;
- SGK’dan ölüm geliri talep edebilir,
- Cenaze ödeneğinden yararlanabilir,
- Destekten yoksun kalma nedeniyle tazminat isteyebilir,
- Manevi tazminat talebinde bulunabilir.
Özellikle eş, çocuklar ve kanunen destekten yoksun kalan diğer yakınlar bakımından doğabilecek haklar, her olayın kendi koşullarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Pratik bilgi: İş kazası sonrasında birçok çalışan yalnızca SGK’nın yaptığı ödemelerle yetinmesi gerektiğini düşünmektedir. Oysa sosyal güvenlik hakları ile işverene karşı ileri sürülebilecek talepler birbirinden farklıdır. Hangi hakların kullanılabileceği ise kazanın oluş şekline, kusur durumuna ve dosyadaki delillere göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle hak kaybı yaşanmaması için sürecin bütüncül şekilde değerlendirilmesi önem taşır.
İş Kazası Tazminatı Nedir, Hangi Tazminatlar Talep Edilebilir?
İş kazası sonucunda çalışanın bedensel veya ruhsal zarara uğraması hâlinde, şartların oluşmasına bağlı olarak işverenden çeşitli tazminat taleplerinde bulunulabilir. Ancak her iş kazası, otomatik olarak tazminat hakkı doğurmaz. Tazminat talebinin değerlendirilebilmesi için kazanın meydana geliş şekli, işverenin kusuru, çalışanın uğradığı zarar ve dosyadaki diğer deliller birlikte incelenir.
Uygulamada iş kazası tazminatı, çalışanın uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesini amaçlayan hukuki bir taleptir. Talep edilebilecek tazminat türü ise kazanın sonuçlarına göre değişiklik gösterebilir.
Maddi tazminat
Maddi tazminat, iş kazası nedeniyle çalışanın malvarlığında meydana gelen eksilmelerin karşılanmasını amaçlar.
Örneğin;
- Çalışma gücünün azalması,
- Gelir kaybı yaşanması,
- Gelecekteki kazanç kaybı,
- İş kazasının neden olduğu ekonomik zararlar
şartların oluşması hâlinde maddi tazminat kapsamında değerlendirilebilir.
Manevi tazminat
İş kazası, yalnızca ekonomik kayıplara yol açmaz. Ölüm, ağır yaralanmalar, uzuv kayıpları veya yaşam kalitesini kalıcı şekilde etkileyen durumlar, çalışan ve yakınları üzerinde ciddi manevi etkiler de bırakabilir.
İşverenin hukuki sorumluluğunun bulunduğu hâllerde, yaşanan acı ve elem nedeniyle manevi tazminat talep edilmesi de mümkündür.
Manevi tazminatın miktarı belirlenirken olayın ağırlığı, tarafların kusur durumu ve kazanın çalışanın yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirilir.
Destekten yoksun kalma tazminatı
İş kazasının ölümle sonuçlanması hâlinde, yalnızca hayatını kaybeden çalışanın değil, onun desteğinden yoksun kalan yakınlarının da bazı hakları doğabilir.
Bu kapsamda;
- Eş,
- Çocuklar,
- Anne ve baba,
- Kanunen destekten yoksun kaldığı ispatlanabilen diğer kişiler,
şartların oluşması hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir.
Sürekli iş göremezlik nedeniyle doğan zararlar
Kaza sonrasında çalışanda kalıcı iş gücü kaybı meydana gelmesi hâlinde, bunun ekonomik sonuçları da tazminat hesabında dikkate alınabilir.
Özellikle;
- Meslekte kazanma gücünün azalması,
- Çalışma kapasitesinin kalıcı olarak düşmesi,
- Gelecekte elde edilecek gelirlerde meydana gelen kayıplar,
maddi zarar kapsamında değerlendirilebilecek unsurlar arasında yer alır.
Tazminat miktarını etkileyen temel faktörler
İş kazası tazminatı hesaplaması yapılırken; kazanın meydana geliş şekli, kusur oranı, çalışanın geliri, yaşı ve uğradığı zararın kapsamı gibi birçok unsur birlikte değerlendirilir. Bu nedenle her dosya için geçerli tek bir tazminat tutarından söz etmek mümkün değildir.
İş kazası tazminat hesaplamasında ve tazminatın belirlenmesinde dikkate alınan başlıca unsurlar:
- İşveren ve işçinin kusur oranları,
- Çalışanın yaşı, yaşına göre kalan muhtemel ömrü,
- Geliri ve mesleği,
- Sürekli iş göremezlik oranı,
- Yaralanmanın niteliği ve kalıcılığı,
- Destekten yoksun kalan kişilerin durumu,
- Dosyadaki bilirkişi raporları ve diğer deliller.
Pratik bilgi: Uygulamada internette yer alan otomatik iş kazası tazminat hesaplama araçları veya yaklaşık tazminat tabloları çoğu zaman yanıltıcı sonuçlar verebilmektedir. Çünkü her iş kazası dosyası; kusur oranı, maluliyet durumu, gelir seviyesi ve diğer hukuki unsurlar bakımından ayrı ayrı değerlendirilir.
İş Kazası Davası Nasıl Açılır?
İş kazası sonrasında işverenin sorumluluğu, kusur oranı veya tazminat konusunda anlaşmazlık yaşanması hâlinde iş kazası davası açılması gündeme gelebilir. Ancak dava açmadan önce gerekli belgelerin toplanması ve hukuki sürecin doğru planlanması, hak kaybı yaşanmaması açısından önem taşır.
Dava açmadan önce yapılması gerekenler
Dava sürecine başlamadan önce mümkün olduğunca şu belgeler hazırlanmalıdır:
- İş kazası tutanakları,
- Sağlık raporları,
- SGK kayıtları,
- Kamera görüntüleri,
- Tanık bilgileri,
- İş sağlığı ve güvenliği belgeleri.
Pratik bilgi: Özellikle kamera kayıtları ve tanık beyanları zamanla kaybolabileceğinden, bu delillerin mümkün olan en kısa sürede korunması önemlidir.
Görevli ve yetkili mahkeme
İş kazasından kaynaklanan tazminat davalarına kural olarak İş Mahkemeleri bakar. Yetkili mahkeme ise somut olayın özelliklerine göre belirlenir. Davanın doğru mahkemede açılması, yargılama sürecinin sağlıklı ilerlemesi açısından önem taşır.
Davada hangi deliller kullanılır?
İş kazası davalarında en sık başvurulan deliller arasında sağlık raporları, iş kazası tutanakları, SGK kayıtları, kamera görüntüleri, tanık beyanları ve iş güvenliği belgeleri yer alır. Mahkeme, tarafların iddialarını bu deliller ışığında değerlendirir.
Bilirkişi ve yargılama süreci
İş kazası davalarının büyük bölümünde mahkeme, kusur oranı ve kazanın meydana geliş şeklinin belirlenmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırır. Hazırlanan rapor, dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilerek karar verilir.
Genel olarak iş kazası davası; dava dilekçesinin sunulması, delillerin toplanması, bilirkişi incelemesi ve mahkeme kararı aşamalarından oluşur. Ancak yargılama süresi, her dosyanın özelliklerine göre farklılık gösterebilir.
İş Kazalarında Zamanaşımı Süresi
İş kazası nedeniyle sahip olunan hakların korunabilmesi için yalnızca haklı olmak yeterli değildir. Bu hakların kanunda öngörülen süreler içinde ileri sürülmesi de gerekir. Aksi hâlde, haklı bir talep olsa bile zamanaşımı nedeniyle dava reddedilebilir.
Bu nedenle kaza sonrasında hukuki sürecin mümkün olduğunca gecikmeden başlatılması önem taşır. Özellikle ağır yaralanma veya ölümle sonuçlanan kazalarda, uzun süren tedavi süreçleri nedeniyle dava açmanın ertelenmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak geçen zaman, zamanaşımı bakımından hak kaybı riskini de beraberinde getirebilir.
Zamanaşımı ne zaman başlar?
İş kazalarından kaynaklanan tazminat taleplerinde zamanaşımı süresinin başlangıcı, olayın niteliğine ve uygulanacak hukuki kurallara göre değişiklik gösterebilir.
Genel olarak zamanaşımı değerlendirilirken;
- İş kazasının meydana geldiği tarih,
- Zararın öğrenildiği tarih,
- Sorumlu kişinin öğrenildiği tarih,
- Somut olayın özellikleri
birlikte dikkate alınır.
Bu nedenle her dosya için tek bir başlangıç tarihinden söz etmek doğru değildir. Özellikle sonradan ortaya çıkan kalıcı sağlık sorunları veya uzun süre devam eden tedavi süreçleri bulunan dosyalarda zamanaşımı değerlendirmesi daha ayrıntılı yapılmalıdır.
Tazminat davalarında süre
İş kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süresi, olayın özelliklerine göre farklılık gösterebilir.
Özellikle;
- Talebin hukuki dayanağı,
- İş kazasının meydana geliş şekli,
- Ceza hukukunu ilgilendiren bir durumun bulunup bulunmadığı
zamanaşımı hesabını doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle yalnızca internette yer alan genel süre bilgilerine güvenerek hareket edilmesi, bazı durumlarda hak kaybına neden olabilir.
Pratik bilgi: Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biri, zamanaşımı süresinin yalnızca iş kazasının gerçekleştiği tarihten itibaren hesaplandığının düşünülmesidir. Oysa bazı dosyalarda uygulanacak hukuki süre, olayın özelliklerine göre farklı değerlendirmelere konu olabilir.
Ceza soruşturmasının etkisi
Bazı iş kazaları yalnızca tazminat hukukunu değil, ceza hukukunu da ilgilendirir. Özellikle ölüm veya ağır yaralanma ile sonuçlanan olaylarda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ceza soruşturması başlatılması mümkündür.
Bu gibi durumlarda yürütülen ceza soruşturması veya ceza davası, bazı hâllerde tazminat taleplerine uygulanacak zamanaşımı süresinin belirlenmesinde de önem taşıyabilir.
Ancak her ceza soruşturması, tazminat davasındaki zamanaşımını aynı şekilde etkilemez. Bu değerlendirme, olayın hukuki niteliğine göre ayrıca yapılmalıdır.
Zamanaşımının kaçırılmasının sonuçları
Zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda, davalı taraf zamanaşımı itirazında bulunabilir. Mahkeme bu itirazı haklı bulursa, davanın esasına girilmeden talep reddedilebilir.
Bu nedenle;
- Kazadan sonra uzun süre beklenmemesi,
- Deliller henüz kaybolmadan gerekli hazırlıkların yapılması,
- Sürelerin somut olaya göre doğru değerlendirilmesi
hak kaybı yaşanmaması açısından önem taşır.
Önemli: İş kazalarına ilişkin zamanaşımı süreleri, olayın ölümle sonuçlanıp sonuçlanmadığına, ceza soruşturmasının bulunup bulunmadığına ve hukuki talebin niteliğine göre değişebilir. Bu nedenle her dosyada aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağını söylemek doğru değildir. Şüphe duyulan durumlarda, süre dolmadan hukuki değerlendirme yapılması hak kaybı riskini önemli ölçüde azaltacaktır.
İş Kazalarında Kusur Oranı Nasıl Belirlenir?
İş kazası davalarında en çok tartışılan konuların başında kusur oranı gelir. Çünkü işverenin veya işçinin hangi oranda kusurlu olduğu, hem hukuki sorumluluğun hem de talep edilebilecek tazminatın belirlenmesinde doğrudan etkili olur.
Ancak kusur oranı, yalnızca kazanın sonucuna bakılarak belirlenmez. Mahkemeler, kazanın meydana gelmesine yol açan tüm olayları ve tarafların davranışlarını birlikte değerlendirir. Bu nedenle benzer görünen iki iş kazası dosyasında farklı kusur oranları belirlenmesi mümkündür.
Kusur incelemesi nasıl yapılır?
Kusur incelemesinin temel amacı, kazanın meydana gelmesinde tarafların hangi davranışlarının etkili olduğunu ortaya koymaktır.
Bu değerlendirme yapılırken özellikle şu hususlar incelenir:
- İşyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığı,
- Risk değerlendirmesinin yapılıp yapılmadığı,
- Çalışana gerekli eğitimlerin verilip verilmediği,
- Koruyucu ekipmanların sağlanıp sağlanmadığı,
- İşverenin denetim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği,
- İşçinin güvenlik kurallarına uyup uymadığı,
- Kazanın oluş şekli ve olay anındaki çalışma koşulları.
Mahkemeler yalnızca tek bir belgeye dayanarak kusur belirlemez. Dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilir.
Dikkat edilmesi gereken önemli nokta: Birçok işveren, çalışanına baret veya emniyet kemeri teslim ettiğini gösteren imzalı belgeyi dosyaya sunmaktadır. Ancak mahkemeler bununla yetinmez. Koruyucu ekipmanın gerçekten kullanılıp kullanılmadığı, işveren tarafından yeterli denetimin yapılıp yapılmadığı ve iş güvenliği kültürünün fiilen uygulanıp uygulanmadığı da araştırılır.
Bilirkişi raporu nasıl hazırlanır?
İş kazası davalarının büyük bölümünde mahkeme, teknik konuların değerlendirilmesi amacıyla bilirkişi incelemesine başvurur.
Bilirkişiler inceleme yaparken genellikle;
- Olay yeri tutanaklarını,
- SGK kayıtlarını,
- İş güvenliği belgelerini,
- Sağlık raporlarını,
- Kamera görüntülerini,
- Tanık beyanlarını,
- Fotoğraf ve diğer teknik delilleri
birlikte değerlendirerek rapor hazırlar.
Hazırlanan bilirkişi raporunda, kazanın meydana geliş şekli açıklanır ve tarafların kusur oranlarına ilişkin teknik değerlendirme yapılır.
Ancak unutulmamalıdır ki bilirkişi raporu, mahkeme açısından önemli bir delil olmakla birlikte kesin hüküm niteliğinde değildir. Taraflar rapora itiraz edebilir ve eksik ya da hatalı değerlendirmelerin yeniden incelenmesini talep edebilir.
İşveren kusuru
İşverenin kusuru değerlendirilirken temel soru şudur:
“Bu iş kazası, gerekli önlemler alınmış olsaydı yine de meydana gelir miydi?”
Eğer cevap hayır ise işverenin kusurundan söz edilmesi mümkün olabilir.
Örneğin;
- Risk analizi yapılmaması,
- Koruyucu ekipman verilmemesi,
- Makinelerin bakımının ihmal edilmesi,
- Güvenlik bariyerlerinin bulunmaması,
- Çalışanlara yeterli eğitim verilmemesi,
- İş güvenliği kurallarının denetlenmemesi,
işveren aleyhine kusur değerlendirmesine neden olabilecek durumlar arasında yer alır.
İşverenin yalnızca yazılı talimat hazırlamış olması veya eğitim formu imzalatması her zaman yeterli kabul edilmez. Alınan önlemlerin gerçekten uygulanıp uygulanmadığı da incelenir.
İşçi kusuru
İş kazası davalarında işçinin davranışları da kusur değerlendirmesinin bir parçasıdır.
Örneğin işçinin;
- Açık güvenlik kurallarına uymaması,
- Koruyucu ekipman kullanmaması,
- Yetkisi olmadığı hâlde tehlikeli makineyi çalıştırması,
- Alkollü veya güvenliği tehlikeye düşürecek şekilde çalışması,
- Yazılı talimatlara rağmen bilinçli olarak riskli davranışlarda bulunması,
kusur oranını etkileyebilir.
Ancak işçinin kusurlu davranmış olması, tek başına işverenin sorumluluktan tamamen kurtulacağı anlamına gelmez. Mahkemeler, işverenin bu davranışları önlemek için gerekli eğitim ve denetimi sağlayıp sağlamadığını da ayrıca değerlendirir.
Müterafik kusurun tazminata etkisi
İşçinin kendi davranışıyla zararın meydana gelmesine veya artmasına katkıda bulunması hâline hukukta müterafik kusur denir.
Bu durumda işçinin hakları tamamen ortadan kalkmaz. Ancak belirlenen kusur oranına göre talep edilebilecek tazminat miktarında indirim yapılması gündeme gelebilir.
Örneğin;
- Emniyet kemeri verilmiş olmasına rağmen bilinçli şekilde kullanılmaması,
- Açık uyarılara rağmen güvenlik kurallarının ihlal edilmesi,
- Koruyucu ekipman kullanılmadan çalışmaya devam edilmesi,
gibi davranışlar, somut olayın özelliklerine göre müterafik kusur kapsamında değerlendirilebilir.
Uygulamada önemli bir ayrıntı: İş kazası dosyalarında çoğu zaman taraflar yalnızca kusur oranına odaklanmaktadır. Oysa mahkemeler için asıl önemli olan, kazanın önlenebilir olup olmadığı ve tarafların bu kazanın meydana gelmesini önlemek adına üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediğidir. Bu nedenle iyi hazırlanmış bir bilirkişi incelemesi ve güçlü deliller, dava sonucunu etkileyen en önemli unsurlar arasında yer alır.
İş Kazalarında Deliller Neden Önemlidir?
Bir iş kazası sonrasında açılacak davalarda, mahkeme kararını tarafların iddialarından çok bu iddiaları destekleyen delillere göre verir. Bu nedenle kazanın nasıl meydana geldiğini gösteren belge ve kayıtların zamanında korunması büyük önem taşır.
Pratik bilgi: Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, delillerin geç toplanmasıdır. Özellikle kamera kayıtları belirli bir süre sonra silinebilir, tanıklar ise zaman geçtikçe olayın ayrıntılarını hatırlamakta güçlük çekebilir.
Kamera kayıtları
İşyerindeki güvenlik kameraları, kazanın oluş şeklini ortaya koyan en güçlü deliller arasındadır. Bu kayıtlar sayesinde olayın nasıl gerçekleştiği ve iş güvenliği önlemlerinin yeterli olup olmadığı değerlendirilebilir.
Tanık beyanları
Kazayı gören çalışanların veya olay yerinde bulunan kişilerin beyanları, olayın aydınlatılmasına katkı sağlar. Ancak mahkemeler tanık anlatımlarını tek başına değil, diğer delillerle birlikte değerlendirir.
İş güvenliği kayıtları
Risk değerlendirme raporları, iş güvenliği eğitim belgeleri, koruyucu ekipman teslim tutanakları ve benzeri kayıtlar, işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin tespitinde önemli rol oynar.
Sağlık raporları
Hastane kayıtları, istirahat raporları ve sağlık kurulu raporları; yaralanmanın niteliğini ve iş kazasının çalışan üzerindeki etkilerini ortaya koyan temel deliller arasında yer alır.
SGK dosyası
İş kazası bildirimi, inceleme raporları ve diğer SGK kayıtları da dava dosyasında değerlendirilen önemli belgeler arasındadır. Ancak mahkeme, kararını yalnızca SGK kayıtlarına göre değil, dosyadaki tüm delilleri birlikte inceleyerek verir.
WhatsApp yazışmaları ve dijital deliller
WhatsApp mesajları, e-postalar, görev bildirimleri, fotoğraf ve videolar gibi dijital veriler de somut olayın özelliklerine göre delil olarak kullanılabilir. Özellikle kazadan hemen önce veya sonra yapılan yazışmalar, olayın aydınlatılmasına katkı sağlayabilir.
Delillerin zamanında toplanması ve korunması, iş kazası davalarının sağlıklı yürütülmesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle kazanın hemen ardından mümkün olduğunca fazla belgenin kayıt altına alınması ve saklanması, ileride doğabilecek hak kayıplarının önlenmesine yardımcı olacaktır.
İş Kazalarında En Sık Yapılan Hatalar
Kaza sonrasında yapılan bazı hatalar, çalışanın hak kaybı yaşamasına veya dava sürecinin zorlaşmasına neden olabilir. Aşağıdaki hatalar uygulamada en sık karşılaşılan örnekler arasında yer almaktadır.
Kazayı bildirmemek
İş kazasının zamanında bildirilmemesi, SGK sürecini ve hakların kullanılmasını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca işveren açısından idari yaptırımlar da gündeme gelebilir.
Delil toplamamak
Kamera kayıtlarının, fotoğrafların ve tanık bilgilerinin zamanında alınmaması, kazanın ispatını güçleştirebilir. Kaybolan delillerin sonradan temin edilmesi çoğu zaman mümkün olmaz.
Sağlık raporu almamak
Yaralanma hafif görünse bile sağlık kuruluşuna başvurulmaması, hem tedavi sürecini hem de uğranılan zararın ispatını zorlaştırabilir.
Tutanakları okumadan imzalamak
İçeriği dikkatlice incelenmeden imzalanan tutanaklar, ilerleyen süreçte çalışanın aleyhine kullanılabilecek beyanlar içerebilir.
Süreleri kaçırmak
Bildirim ve dava açma sürelerinin geçirilmesi, bazı hakların kaybedilmesine veya hukuki taleplerin zamanaşımına uğramasına neden olabilir.
Hukuki destek almadan işlem yapmak
Her iş kazası dosyasının kendine özgü özellikleri vardır. Sürecin hukuki boyutu değerlendirilmeden yapılan işlemler, sonradan telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir.
İş Kazası Hakkında Sık Sorulan Sorular
⚖️ İş kazası nedir?
✍️ İş kazası, sigortalı bir çalışanın işini yürüttüğü sırada veya 5510 sayılı Kanun’da belirtilen diğer durumlarda meydana gelen ve bedensel ya da ruhsal zarara neden olan olaydır. İş kazası yalnızca işyerinde meydana gelen olaylarla sınırlı olmayıp, gerekli şartların bulunması hâlinde servis kazaları ve görev sırasında yaşanan bazı işyeri dışı olayları da kapsayabilir.
⚖️ Hangi durumlar iş kazası sayılır?
✍️ İşyerinde meydana gelen kazalar, işveren tarafından yürütülen iş nedeniyle yaşanan olaylar, geçici görevlendirme sırasında meydana gelen kazalar, işverenin sağladığı servis aracındaki kazalar ve kanunda belirtilen diğer özel durumlar iş kazası sayılabilir. Her olayın somut şartları ayrıca değerlendirilir.
⚖️ İş kazası bildirimi kaç gün içinde yapılmalıdır?
✍️ İşveren, iş kazasını öğrendiği tarihten itibaren üç iş günü içinde SGK’ya bildirmekle yükümlüdür. Süresinde bildirim yapılmaması, işveren açısından idari yaptırımlara ve diğer hukuki sonuçlara yol açabilir.
⚖️ İş kazası bildirimini kim yapmakla yükümlüdür?
✍️ İş kazasının SGK’ya bildirilmesinden kural olarak işveren sorumludur. Bazı özel durumlarda sigortalı veya hak sahipleri de SGK’ya başvuruda bulunabilir. Ancak bu durum, işverenin kanundan doğan bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
⚖️ SGK iş kazası bildirimi nasıl yapılır?
✍️ İş kazası bildirimi, SGK’nın belirlediği usule uygun şekilde, günümüzde ağırlıklı olarak elektronik ortam üzerinden yapılmaktadır. Bildirimde kazanın tarihi, yeri, oluş şekli ve sigortalıya ilişkin temel bilgiler yer almalıdır.
⚖️ İş kazası bildirilmezse ne olur?
✍️ İş kazasının süresi içinde bildirilmemesi hâlinde işveren hakkında idari para cezası uygulanabilir ve SGK bakımından farklı hukuki sonuçlar doğabilir. Bununla birlikte bildirimin yapılmamış olması, çalışanın her durumda haklarını tamamen kaybettiği anlamına gelmez.
⚖️ İş kazası geçiren işçinin hakları nelerdir?
✍️ İş kazası geçiren işçi, şartların oluşması hâlinde SGK’dan geçici iş göremezlik ödeneği ve sürekli iş göremezlik geliri gibi haklardan yararlanabilir. İşverenin kusurunun bulunması durumunda ise maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına da sahip olabilir.
⚖️ İş kazasında işverenin sorumluluğu hangi durumlarda doğar?
✍️ İşveren; iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması, gözetme borcunu ihmal etmesi veya kusurlu davranması nedeniyle meydana gelen iş kazalarından sorumlu tutulabilir. Sorumluluk değerlendirilirken olayın tüm koşulları ve tarafların kusur oranları birlikte incelenir.
⚖️ İş kazası tazminatı hangi hallerde talep edilebilir?
✍️ İş kazasının meydana gelmesinde işverenin hukuki sorumluluğu bulunuyorsa, çalışanın uğradığı maddi ve manevi zararlar için iş kazası tazminatı talep edilebilir. Ölüm hâlinde ise şartların oluşması durumunda yakınları da belirli tazminat haklarına sahip olabilir.
⚖️ İş kazası tazminatı ne kadar olur?
✍️ İş kazası tazminatının miktarı her olayda farklıdır. Çalışanın yaşı, geliri, maluliyet oranı, kusur durumu ve uğradığı zarar gibi birçok unsur birlikte değerlendirilerek hesaplama yapılır. Bu nedenle herkes için geçerli sabit bir tazminat tutarı bulunmamaktadır.
⚖️ İş kazası tazminatı nasıl hesaplanır?
✍️ İş kazası tazminatı hesaplanırken çalışanın geliri, yaşı, meslekte kazanma gücü kaybı, kusur oranı ve diğer hukuki kriterler dikkate alınır. Hesaplama, dosyanın özelliklerine göre değiştiğinden standart bir hesaplama yönteminden söz etmek mümkün değildir.
⚖️ İş kazası davası nasıl açılır?
✍️ İş kazası davası açılmadan önce delillerin toplanması ve gerekli belgelerin hazırlanması önemlidir. Dava, görevli İş Mahkemesinde açılır ve yargılama sürecinde sağlık raporları, SGK kayıtları, tanık beyanları ve bilirkişi raporları gibi deliller değerlendirilir.
⚖️ İş kazası davası açma süresi ne kadardır?
✍️ İş kazası nedeniyle açılacak davalarda uygulanacak süre, talebin niteliğine ve olayın özelliklerine göre değişebilir. Bu nedenle zamanaşımı süresi dolmadan hukuki değerlendirme yapılması ve gerekli işlemlerin gecikmeden başlatılması önemlidir.
⚖️ İş kazasında zamanaşımı süresi kaç yıldır?
✍️ İş kazalarından kaynaklanan tazminat taleplerinde uygulanacak zamanaşımı süresi, somut olayın özelliklerine göre değişiklik gösterebilir. Özellikle ceza soruşturmasının bulunduğu dosyalarda farklı sürelerin uygulanması söz konusu olabileceğinden, her olay ayrı değerlendirilmelidir.
⚖️ İş kazası raporu nasıl alınır?
✍️ Kaza sonrasında en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve gerekli muayene yaptırılmalıdır. Doktor tarafından düzenlenen istirahat raporu ve diğer sağlık belgeleri hem tedavi süreci hem de ileride doğabilecek hukuki işlemler açısından önem taşır.
⚖️ İş kazası ile meslek hastalığı arasındaki fark nedir?
✍️ İş kazası, ani ve beklenmedik bir olay sonucu meydana gelirken; meslek hastalığı, yapılan işin niteliğine bağlı olarak zaman içinde gelişen sağlık sorunlarını ifade eder. Her iki durum farklı hukuki şartlara tabi olmakla birlikte, çalışanlara sosyal güvenlik kapsamında çeşitli haklar sağlayabilir.

İş Kazası Nedeniyle Hak Kaybı Yaşamamak İçin Hukuki Destek Alın
Her iş kazası, kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gereken ayrı bir hukuki süreçtir. Kazanın meydana geliş şekli, kusur durumu, deliller ve SGK işlemleri; sahip olduğunuz hakları doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin başından itibaren doğru adımların atılması, olası hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşır.
Mert Hukuk Bürosu olarak, iş kazalarından kaynaklanan uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunuyoruz. İş kazası nedeniyle sahip olduğunuz haklar hakkında bilgi almak veya somut olayınıza ilişkin hukuki değerlendirme talep etmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.




