Türk hukukunda bir kişinin adını veya soyadını değiştirme hakkı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2002 yılında yürürlüğe giren 27. maddesine dayanır ve bu hükmün yürürlükte olduğu yirmi yılı aşkın süre boyunca binlerce kişi bu yolu kullandı. 2026 itibarıyla İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerdeki asliye hukuk mahkemelerinde açılan isim ve soyadı değiştirme davalarının sayısı gözle görülür biçimde artıyor. Bunun nedeni yalnızca toplumsal kimlik algısının değişmesi değil; kişilerin artık adlarını kişilik haklarının doğrudan bir parçası olarak görmesi. Peki bir isim ya da soyadı değişikliği talebi mahkeme önünde ne zaman kabul görür, ne zaman reddedilir?
İsim Değişikliği Neden İdari Değil, Adli Bir Konu?
Birçok kişi adını değiştirmek istediğinde önce nüfus müdürlüğüne başvurur; ancak bu talep, yazım hatası veya kayıt düzeltmesi gibi istisnai durumlar dışında idari makamlarca karşılanmaz. Örneğin Kartal’da yaşayan bir okur, çocukluğundan beri kullanmadığı resmi adını değiştirmek için nüfus müdürlüğüne dilekçe verdiğinde, kendisine bu talebin ancak bir mahkeme kararıyla mümkün olduğu söylenir. Kanun koyucu, ad ve soyadı gibi kişiyi toplumda tanımlayan unsurların keyfi biçimde değiştirilmesini engellemek amacıyla bu süreci hâkim denetimine bırakmıştır.
Bu ayrım önemlidir çünkü nüfus kaydında maddi bir hata varsa açılacak dava nüfus kaydının düzeltilmesi davası olurken, kişinin kendi isteğiyle isim veya soyadını değiştirmek istemesi durumunda açılması gereken dava türü tamamen farklıdır ve TMK m.27’deki “haklı sebep” şartına tabidir.
“Haklı Sebep” Kavramı Nasıl Yorumlanmalı?
Kanun, “haklı sebep” ifadesini bilinçli olarak tanımsız bırakmış ve bu takdiri hâkime devretmiştir. Doktrinde ve uygulamada iki farklı yaklaşım öne çıkıyor: bir görüş, haklı sebebin objektif ve somut biçimde ispatlanabilir olması gerektiğini savunuyor, yani ismin toplumda alay konusu olduğunu, telaffuz güçlüğü yarattığını veya dini/etnik bir çağrışımla mağduriyete yol açtığını somut delillerle göstermek gerekiyor. Diğer görüş ise kişinin kendi kimliğiyle barışık olmaması, ismini benimsememesi gibi sübjektif ama samimi bir rahatsızlığın da yeterli sayılması gerektiğini ileri sürüyor.
Kanaatimizce ikinci yaklaşım, günümüz kişilik hakları anlayışına daha uygun. TMK’nın 24 ve 25. maddelerinde düzenlenen kişilik hakkının korunması ilkesi, kişinin kendi ismiyle kurduğu ilişkiyi de kapsar; bir insanın yıllardır taşıdığı isimden rahatsızlık duyması, bunu her zaman dışarıdan gözlemlenebilir bir olguyla kanıtlaması beklenmeden de haklı bir sebep oluşturabilir. Elbette bu yorum sınırsız değildir, mahkemeler, talebin samimiyetini ve sürekliliğini değerlendirerek keyfi veya art niyetli başvuruları eleyebilir.

Mahkemelerin Kabul ve Ret Kararlarında Baktığı Kriterler
Uygulamada mahkemeler, bir isim veya soyadı değiştirme talebini değerlendirirken birkaç ortak ölçütü göz önünde bulundurur. Bunların başında, talep edilen değişikliğin süreklilik arz eden bir rahatsızlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı gelir; geçici bir hevesle açılan davalar genellikle güçlü bir haklı sebep temelinden yoksun kalır. İkinci önemli kriter ise kötüniyet bulunmamasıdır, örneğin bir kişi, alacaklılarından kaçmak ya da kimliğini gizlemek amacıyla soyadını değiştirmek isterse, mahkeme bu talebi reddeder.
Diyelim ki bir okur, yıllardır iş çevresinde ve okulda alay konusu olan, gündelik hayatını olumsuz etkileyen bir isim taşıyor; bu durumda mahkeme, kişinin sosyal yaşamındaki somut mağduriyeti değerlendirerek talebi kabule daha yatkın olur. Buna karşılık, sadece “moda” ya da geçici bir beğeni değişikliği nedeniyle açılan bir dava, aynı ölçüde ikna edici bulunmayabilir.
Hangi Talepler Genellikle Kabul Görüyor, Hangileri Görmüyor?
Yıllar içinde yerleşen mahkeme uygulaması, bazı taleplerin diğerlerine göre daha kolay kabul gördüğünü gösteriyor. Genel eğilim şu şekilde özetlenebilir:
- Toplumda alay konusu olan, gülünç veya olumsuz çağrışım yapan isimler, genellikle kabul görüyor.
- Dini, etnik veya toplumsal bir baskı sonucu verilmiş, kişinin benimsemediği isimler, kabul edilme ihtimali yüksek.
- Uzun süredir farklı bir adla tanınma (örneğin sanat veya iş hayatında kullanılan bir isim), destekleyici delille kabul görebiliyor.
- Yalnızca kişisel beğeni değişikliğine dayanan, somut bir mağduriyet içermeyen talepler, daha temkinli değerlendiriliyor.
- Borçtan kaçınma, kimlik gizleme gibi kötü niyetli amaç taşıyan talepler, reddediliyor.
Bu liste kesin bir kural değil, somut olayın özelliklerine göre değişen bir eğilimi yansıtıyor; her dosya kendi koşulları içinde değerlendirilir.
Dava Süreci Nasıl İşliyor?
İsim veya soyadı değiştirme davası, kişinin yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde açılır. Dava dilekçesinde talep edilen yeni isim veya soyadı açıkça belirtilmeli ve haklı sebebi destekleyen deliller (nüfus kayıt örneği, varsa tanık beyanları, sosyal çevredeki mağduriyeti gösteren belgeler) sunulmalıdır. Örneğin Anadolu Yakası’nda yaşayan bir başvurucu, dilekçesine yıllardır kullandığı farklı bir isme ilişkin resmi yazışmaları veya iş belgelerini ekleyerek talebini güçlendirebilir.
Mahkeme, gerekli görürse tanık dinler ve Cumhuriyet savcısının görüşünü alır; çünkü nüfus kayıtlarını ilgilendiren davalarda kamu düzeni yönü bulunduğundan savcının davaya katılımı zorunludur. Karar kesinleştikten sonra ilgili nüfus müdürlüğüne bildirilir ve değişiklik nüfus kütüğüne işlenir. Sürecin ne kadar süreceği mahkemenin iş yüküne ve dosyanın delil durumuna göre değişebilir; bu nedenle her başvurunun kendine özgü bir zaman çizelgesi olduğunu baştan kabul etmek gerekir.

Sonuç: Bu Süreçte Neye Dikkat Edilmeli?
İsim ve soyadı değiştirme davaları, ilk bakışta basit bir idari işlem gibi görünse de aslında kişilik haklarıyla kamu düzeni arasındaki hassas dengeyi gözeten bir yargılama sürecidir. Talebin samimi, sürekli ve kötü niyetten uzak olması, mahkemenin haklı sebep değerlendirmesinde belirleyici rol oynuyor. Sürecin başında dilekçenin ve delillerin özenle hazırlanması, davanın seyrini büyük ölçüde etkiler.
Özetle, bu tür bir talebi değerlendiren kişilerin şu noktaları göz önünde bulundurması faydalı olur:
- Talep, nüfus kaydı düzeltmesi değil isim/soyadı değişikliği ise doğru dava türü TMK m.27’ye dayanmalıdır.
- Haklı sebep, hem sürekliliği hem de samimiyeti gösteren somut unsurlarla desteklenmelidir.
- Kötü niyet şüphesi uyandıracak gerekçelerden kaçınılmalıdır.
- Dava, kişinin yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde açılır ve savcının görüşü alınır.
Yasal Uyarı

