7524 sayılı Kanun’un 2 Ağustos 2024’te yürürlüğe girmesiyle birlikte vergi uzlaşması artık tarh edilen verginin aslını kapsamıyor. Mükellef bugün eline geçen bir vergi ve ceza ihbarnamesinde vergi aslı için uzlaşma talep edemez, bu tutar için tek yol vergi mahkemesinde dava açmaktır. Vergi uzlaşması yalnızca vergi ziyaı cezası ile belirli bir tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları için mümkün kalmıştır. Bu değişiklik, dava açma süresinin nasıl hesaplanacağını ve izlenecek stratejiyi baştan aşağı değiştirdi.
Daha önce vergi incelemesi sonucu düzenlenen bir ihbarname elinize geçtiğinde otuz günlük süre içinde tek bir karar vermeniz yeterliydi. Vergi aslı ve cezayı birlikte vergi uzlaşmasına taşımak mümkündü, uzlaşma süreci işlerken dava açma süresi de durmuş sayılırdı. 2 Ağustos 2024’ten sonra düzenlenen ihbarnamelerde bu tablo tamamen değişti. Artık ihbarnamenin iki kalemi, vergi aslı ile ceza, birbirinden bağımsız iki ayrı hukuki yol üzerinden yürüyor.
7524 Sayılı Kanun Vergi Uzlaşmasında Neyi Değiştirdi?
28 Temmuz 2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun, 2 Ağustos 2024’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu‘nun uzlaşma hükümlerini köklü biçimde değiştirdi. Kanun, VUK’un 112 ve 376’ncı maddeleri ile Ek 1, Ek 7, Ek 8, Ek 9 ve Ek 11’inci maddelerinde değişiklik yaptı, ayrıca geçiş dönemini düzenleyen Geçici 35’inci maddeyi ekledi.
Değişikliğin özeti basit görünse de sonuçları mükellefler için hiç basit değil. Vergi uzlaşması artık tarhiyata konu verginin aslını kapsamıyor, yalnızca cezaya ilişkin bir müessese haline geldi. Kartal’da elektronik eşya toptancılığı yapan bir işletme sahibini düşünelim. Vergi incelemesi sonucunda kendisine 2 Ağustos 2024’ten sonraki bir tarihte vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edildiğinde, eskiden olduğu gibi tüm tutar için uzlaşma masasına oturamıyor, vergi aslı kısmı için doğrudan dava yoluna bakmak zorunda kalıyor.
Tarhiyat Öncesi Vergi Uzlaşması ile Tarhiyat Sonrası Uzlaşma Arasındaki Fark
Vergi uzlaşması uygulamada iki farklı aşamada karşımıza çıkar. Tarhiyat öncesi uzlaşma, vergi incelemesi sırasında mükellefin talebiyle ve inceleme sonucu tarhiyat yapılmadan önce tarhiyat öncesi uzlaşma komisyonunda yapılan görüşmedir. Tarhiyat sonrası uzlaşma ise ihbarname tebliğ edildikten sonra, kanunda belirtilen süre içinde talep edilen ayrı bir yoldur. Tarhiyat öncesi uzlaşma talep edip uzlaşma sağlayamayan mükellef, aynı konu için ihbarname tebliğinden sonra tarhiyat sonrası uzlaşma talep edemez; bu nedenle inceleme sırasında uzlaşma yoluna gidip gitmemek baştan düşünülmesi gereken bir karardır.
7524 sayılı Kanun’un getirdiği sınırlama her iki uzlaşma türü için de aynı şekilde geçerli. Vergi aslı, ister tarhiyat öncesinde ister tarhiyat sonrasında olsun, artık hiçbir uzlaşma masasına taşınamıyor. Kartal’daki toptancımız inceleme sürecinin ortasında inceleme elemanıyla görüşüp tarhiyat öncesi uzlaşma talep etse bile, görüşme yalnızca kesilecek vergi ziyaı cezası üzerinden yürüyecek, verginin aslı görüşmenin konusu olamayacaktır.
Vergi Aslı Neden Uzlaşma Kapsamından Çıkarıldı?
Eski düzende aynı tutardaki vergi borcu, farklı uzlaşma komisyonlarında farklı sonuçlar doğurabiliyordu. Bir mükellef görüşme masasında vergi aslından bile indirim koparabilirken, benzer durumdaki başka bir mükellef daha az esnek bir komisyonla karşılaşabiliyordu. Bu durum, vergilendirmede kanunilik ve eşitlik ilkeleri açısından uzun süredir tartışma konusuydu.
7524 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik, bu tartışmaya net bir cevap verdi. Vergi aslının miktarı artık idari bir müzakerenin değil, kanunun doğrudan uyguladığı bir hesabın sonucu olarak kalıyor, itiraz yolu da yalnızca yargı denetimine bırakılıyor. Kanaatimizce bu, vergi aslı bakımından öngörülebilirliği güçlendiren isabetli bir tercih. Ancak aynı değişiklik, mükellefin idareyle vergi uzlaşması yoluyla süreci hızlı kapatma motivasyonunu da zayıflatıyor, bu noktaya ilerleyen bölümlerde ayrıca döneceğiz.
Somut bir örnek üzerinden bakacak olursak, Kartal’daki toptancımızla aynı sektördeki iki farklı işletmenin aynı tutarda vergi aslı tarhiyatıyla karşılaştığını düşünelim. Eski düzende bu iki işletme, oturdukları uzlaşma komisyonunun o günkü tutumuna göre vergi aslında bile birbirinden farklı sonuçlar alabiliyordu. 7524 sonrasında ise ikisinin de vergi aslı tutarı aynı kalıyor, aralarındaki tek fark varsa ceza tutarındaki uzlaşma sonucu olabiliyor. Bu da mükellefler arasındaki eşitliği güçlendiren bir sonuç.
Uzlaşmaya Konu Olabilen Cezalar: Vergi Ziyaı ve Usulsüzlük
Vergi Ziyaı Cezasında Uzlaşma Şartları
2 Ağustos 2024’ten itibaren vergi uzlaşması yalnızca iki ceza türü için talep edilebiliyor. Birincisi, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilere ilişkin vergi ziyaı cezasıdır. İkincisi ise kanunda belirlenen tutarı aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarıdır. Buna karşılık 213 sayılı Kanun’un 359’uncu maddesindeki kaçakçılık fiilleriyle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi hâlinde kesilen cezalar, bu fiillere iştirak edenlere kesilen cezalar ve izaha davet kapsamında (VUK m.370/b) ön tespit yazısı tebliğ edilen mükelleflere kesilen cezalar uzlaşma kapsamına girmiyor.
Usulsüzlük ve Özel Usulsüzlük Cezalarında Tutar Sınırı
Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarında uzlaşma, ancak kanunda belirlenen tutarı aşan cezalar için mümkündür. Bu tutar her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir ve 2026 yılı için 40.000 TL’dir; yani 2026’da 40.000 TL’yi aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları vergi uzlaşmasına konu olabilir. Sınırın altında kalan ceza için uzlaşma imkânı bulunmuyor, mükellefin elinde yalnızca ödeme veya dava seçeneği kalıyor.
Kartal’daki toptancı örneğimize dönersek, kendisine kesilen ceza bu sınırın altında kalan bir özel usulsüzlük cezasıysa, uzlaşma talebinde bulunması zaten mümkün değil. Böyle bir durumda tek değerlendirmesi gereken soru, cezayı ödeyip ödeyememe değil, cezaya karşı dava açıp açmama sorusu oluyor.

Yetkili Uzlaşma Komisyonu Ceza Tutarına Göre Nasıl Belirleniyor?
Vergi aslı kapsam dışına çıkınca, hangi uzlaşma komisyonunun dosyaya bakacağının tespiti de değişti. 28 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 592 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’ne göre yetkili komisyon, vergi/ceza ihbarnamesinde yer alan vergi ziyaı cezası tutarı esas alınarak belirleniyor. Aynı yıl veya farklı yıllar için birden fazla vergi ziyaı cezası kesilmişse, en yüksek ceza tutarını içeren ihbarnameye göre belirlenen komisyon, diğer ihbarnamelere ilişkin uzlaşma taleplerini de görüşüyor.
Pratikte bu, bazı dosyaların daha önce il düzeyinde büyük bir komisyona giderken artık daha küçük bir vergi dairesi uzlaşma komisyonunda görüşülmesi anlamına gelebiliyor. Mükellefin hangi komisyona başvuracağını bilmemesi, vergi uzlaşması talebinin süresi içinde doğru mercie ulaştırılamaması riskini doğurabiliyor, bu da ayrıca dikkat edilmesi gereken bir usul ayrıntısı.
VUK 376’daki Yüzde 25 İndirimin Kaldırılması Mükellefi Nasıl Etkiler?
Eski düzende, uzlaşılan ceza tutarının kanunda öngörülen sürede ödenmesi hâlinde VUK m.376 uyarınca yüzde 25 indirim uygulanıyordu. Bu indirim, mükellefi vergi uzlaşması masasına oturmaya ve anlaşılan tutarı hızlıca ödemeye teşvik eden önemli bir araçtı. 7524 sayılı Kanun ile uzlaşılan cezalardaki bu indirim kaldırıldı.
Bu değişikliğin pratik sonucu basit. Mükellef, ceza için vergi uzlaşması yoluna gitse de gitmese de, üzerinde anlaşılan veya kesinleşen tutarın tamamını ödemek zorunda kalıyor. Dolayısıyla uzlaşmanın ekonomik cazibesi büyük ölçüde azaldı, geriye kalan tek avantaj, süreci dava açmadan hızlı ve kesin biçimde sonlandırabilmek oldu.
Ödeme süresi tarafı ise değişmedi. Üzerinde uzlaşılan ceza, Ek 8’de öngörülen süre içinde, uzlaşma tutanağının imzalandığı tarihten itibaren ödenmesi gereken bir borç olarak kalıyor. Mükellef bu süreyi kaçırırsa, artık bir indirim beklentisi olmadığı için gecikme sadece ek bir külfet doğuruyor, herhangi bir ekonomik telafisi bulunmuyor.
Kartal’daki toptancımızın ceza için vergi uzlaşması sağladığını ve komisyonla belirli bir tutarda anlaştığını varsayalım. Eski düzende bu tutarın dörtte üçünü süresinde ödediğinde kalan dörtte birlik kısım silinirdi, bu da uzlaşmayı mükellef için ekonomik olarak cazip kılardı. Yeni düzende ise anlaştığı tutarın tamamını ödemesi gerekiyor, dolayısıyla uzlaşmaya oturmanın tek getirisi süreci hızlı ve kesin biçimde bitirebilmek, ekonomik bir kazanç artık söz konusu değil.
Vergi Aslı İçin Dava Açma Süresi Nasıl İşliyor?
Otuz Günlük Genel Dava Açma Süresi
Vergi mahkemelerinde dava açma süresi, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7’nci maddesi uyarınca genel olarak otuz gündür. Vergi aslı artık uzlaşma kapsamında olmadığından, bu otuz günlük süre, ihbarnamenin tebliğ edildiği tarihten itibaren kesintisiz işlemeye başlıyor ve kesintisiz işlemeye devam ediyor.
Sürenin Başlangıcı: İhbarnamenin Tebliğ Tarihi
Süre, vergi ve ceza ihbarnamesinin mükellefe usulüne uygun tebliğ edildiği tarihte başlar. Kartal’daki toptancımızın ihbarnamesi örneğin bir Pazartesi günü tebliğ edilmişse, vergi aslına karşı dava açma süresi o tarihten otuz gün sonra, yine bir sonraki ayın benzer bir gününde sona eriyor. Bu süre içinde dava açılmazsa vergi aslı kesinleşiyor, geri dönüş imkânı kalmıyor.
Dava Dilekçesinde ve Yetkili Mahkemede Dikkat Edilmesi Gerekenler
Vergi aslına karşı açılacak dava, mükellefin bağlı olduğu vergi dairesinin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesinde açılır. Dilekçede ihbarnamenin tarihi ve tutarı, tebliğ tarihi ile dayanılan hukuki sebep somut biçimde belirtilmeli. Vergi uzlaşması talebinde bulunulmuş olsa da olmasa da, vergi aslına ilişkin dava dilekçesinin hazırlığı otuz günlük süre dolmadan tamamlanmış olmalı, aksi halde son günlerde yaşanacak küçük bir gecikme bile hak kaybına dönüşebilir.
Ceza İçin Uzlaşma Talebinin Vergi Aslının Dava Süresine Etkisi
Vergi Aslının Otuz Günlük Süresi Durmuyor
Burası mükelleflerin en çok yanıldığı nokta. Eski düzende ihbarnamenin tamamı için vergi uzlaşması talep edilince dava açma süresi bütünüyle duruyordu. 7524 sonrasında ise uzlaşma talebi sadece ceza kısmına ilişkin olduğundan, bu talep vergi aslının otuz günlük dava açma süresini durdurmuyor. Vergi aslı zaten hiçbir zaman uzlaşma kapsamına girmediği için, onun süresini durduracak bir uzlaşma başvurusu da hukuken mümkün değil.
Bu nedenle ceza için uzlaşma talebinde bulunan mükellef, vergi aslına ilişkin dava hakkını ayrıca ve süresi içinde kullanmak zorundadır. Ceza için uzlaşma süreci, vergi aslı için dava açılmasının önünde bir engel oluşturmaz; iki işlem aynı ihbarname üzerinden birlikte yürütülebilir.

Hiç Uzlaşma Talep Etmeden Doğrudan Dava Açmak Mümkün mü?
Vergi uzlaşması mükellef için bir zorunluluk değil, bir seçenek. Mükellef isterse ceza için de hiç uzlaşma talebinde bulunmadan, otuz günlük süre içinde hem vergi aslına hem de cezaya karşı doğrudan vergi mahkemesinde dava açabilir. Bu durumda tek bir dilekçe ve tek bir süre takvimi yeterli olur, iki ayrı süreci paralel yönetme ihtiyacı da ortadan kalkar.
Kartal’daki toptancımız, uzlaşma görüşmesine zaman ayıramayacağını veya idarenin görüşünde haklı olmadığını düşünmediğini değerlendirip doğrudan dava yolunu seçebilir. Bu seçim özellikle, cezanın hukuki dayanağına ilişkin güçlü bir itirazı olan mükellefler için, uzlaşma görüşmesinde zaman kaybetmeden süreci yargı önüne taşımak isteyenlere uygun bir strateji olabilir. Buna karşılık, idarenin yorumunu kabul edip süreci hızla kapatmak isteyen bir mükellef için ceza kısmında vergi uzlaşması yolu, dava açmadan önce denenebilecek makul bir ara adım olarak kalıyor.
Tarhiyat Sonrası Uzlaşmada Anlaşma Sağlanamazsa Ceza İçin Dava Süresi
Ceza için vergi uzlaşması talep edilmiş ancak görüşmede anlaşma sağlanamamışsa, mükellefin dava hakkı kaybolmuyor. Bu durumda dava açma süresi, uzlaşmanın sağlanamadığına dair tutanağın mükellefe tebliğ edildiği tarihten itibaren kaldığı yerden işlemeye devam ediyor. Kalan süre on beş günden fazlaysa o süre geçerli, kalan süre on beş günden azsa veya zaten dolmuşsa süre on beş güne tamamlanıyor.
Bu kural sadece cezayı ilgilendirir; vergi aslının dava açma süresi ihbarnamenin tebliğinden itibaren kesintisiz işler.
Aynı İhbarnamede İki Ayrı Yol: Vergi İçin Dava, Ceza İçin Uzlaşma Stratejisi
Pratikte en sağlıklı yaklaşım, ihbarname tebliğ edildiği anda iki süreci paralel şekilde yönetmek. Vergi aslı için otuz günlük dava açma süresi takvime not edilir ve bu süre içinde vergi mahkemesinde dava açma hazırlığı tamamlanır. Eş zamanlı olarak, eğer ceza tutarı uzlaşma sınırının üzerindeyse, ceza kısmı için vergi uzlaşması talebi ayrı bir dosya gibi takip edilir.
Kartal’daki toptancımızın örneğinde, kendisine tebliğ edilen ihbarnamede vergi aslı yüksek bir tutar, ceza ise uzlaşma sınırının üzerinde bir vergi ziyaı cezası olsun. Doğru strateji, otuzuncu güne kadar vergi aslına karşı dava dilekçesini hazırlayıp sunarken, ceza için uzlaşma komisyonuna başvurup görüşme talep etmek. Bu iki işlem birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki ayrı adım olarak ele alınmalı, aksi halde bir taraf sessizce kesinleşip hak kaybına yol açabilir.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey, danışılan kişinin iki süreci tek bir dosya gibi değil, bağımsız iki takvim olarak yönettiğinden emin olmak. Genel olarak vergi hukuku alanındaki uyuşmazlıklarda ve benzer biçimde vergi mahkemesinde dava açma sürecinde süre hesabı, dosyanın kaderini belirleyen en kritik ayrıntı oluyor.
Geçiş Dönemi: 2 Ağustos 2024’ten Önce Başlamış Uzlaşma Dosyaları
7524 sayılı Kanun’un eklediği Geçici 35’inci madde, yeni kuralların her dosyaya aynı anda uygulanmadığını gösteriyor. 2 Ağustos 2024 tarihinden önce vergi uzlaşması talep edildiği halde henüz uzlaşma günü verilmemiş, uzlaşma günü verilmiş ama görüşme yapılmamış, uzlaşma günü çeşitli nedenlerle ertelenmiş veya uzlaşma talep süresi henüz geçmemiş olan dosyalarda VUK’un Ek 1, Ek 7, Ek 8, Ek 9 ve Ek 11’inci maddelerinin eski hükümleri uygulanmaya devam ediyor.
Bu geçiş hükmü kapsamına giren bir mükellef için eski düzen, yani vergi aslının da uzlaşma kapsamında olduğu ve uzlaşılan cezada yüzde 25 indirim uygulanan düzen, hâlâ geçerli olabiliyor. Dosyanın hangi tarihte ve hangi aşamada olduğunun doğru tespiti, hangi kuralların uygulanacağını belirleyen ilk adım. Yeni bir inceleme sonucu 2 Ağustos 2024’ten sonra düzenlenmiş bir ihbarname için ise bu geçiş hükmünün hiçbir uygulama alanı yok, yeni kurallar baştan itibaren geçerli oluyor.
Örneğin incelemesi 2024 yazında başlamış ve 2024 Temmuz ayında vergi uzlaşması talebinde bulunmuş, ancak henüz kendisine uzlaşma günü bildirilmemiş bir mükellef, Geçici 35’inci madde kapsamına girer ve dosyası eski hükümlere göre yürür. Buna karşılık incelemesi 2025 veya 2026’da tamamlanıp ihbarnamesi yeni düzenlenen bir mükellef için geçiş hükmünün hiçbir koruyucu etkisi yok, kendisi doğrudan yeni ve daraltılmış uzlaşma kapsamıyla karşı karşıya kalıyor.
Dava Açılmazsa Ne Olur? Vergi Aslının Kesinleşmesinin Sonuçları
Vergi aslına karşı otuz günlük süre içinde dava açılmazsa, ihbarnamede yer alan vergi borcu kesinleşir. Kesinleşen vergi, tahsil dairesi tarafından takibe alınır, ödenmeyen tutar üzerinden gecikme zammı işlemeye devam eder. Mükellef bu noktadan sonra borcun esasına ilişkin bir itiraz ileri sürme hakkını kaybeder, elinde kalan tek yol borcu ödemek veya tecil ve taksitlendirme gibi tahsilat aşamasına özgü imkânları değerlendirmektir.
Ceza tarafında ise tablo biraz farklı işler. Ceza için vergi uzlaşması talep edilmiş ve süreç henüz sonuçlanmamışsa, ceza kesinleşmeden uzlaşma veya uzlaşmazlık tutanağı beklenir. Ceza için uzlaşma talep edilmemiş veya süre geçirilmişse, ceza da vergi aslı gibi kendi otuz günlük süresinin sonunda kesinleşir.
Mükelleflerin Süre Konusunda Sık Yaptığı Hatalar
Uygulamada en sık rastlanan hata, ihbarnamedeki vergi aslı ve ceza kalemini tek bir süre gibi düşünmek. Mükellef, ceza için vergi uzlaşması başvurusu yaptığını, bu yüzden tüm sürecin durduğunu düşünerek vergi aslı için dava açma süresini kaçırabiliyor. Bu hata özellikle, incelemenin uzun sürdüğü ve mükellefin yorgun düştüğü dosyalarda daha sık görülüyor, çünkü mükellef sürecin bir bölümünü tamamlayınca gerisini de otomatik olarak tamamlanmış sayma eğilimine giriyor.
- Uzlaşma başvurusunun vergi aslı için de geçerli olduğunu düşünmek ve otuz günlük süreyi kaçırmak.
- Uzlaşma görüşmesinin sonucunu beklerken, vergi aslına karşı dava dilekçesini hazırlamayı ihmal etmek.
- Eski yüzde 25 indirim beklentisiyle hareket edip, uzlaşılan cezanın tamamını ödemesi gerektiğini geç fark etmek.
- Usulsüzlük cezasının tutar sınırının altında kaldığını fark etmeden vergi uzlaşması talebinde bulunmaya çalışıp zaman kaybetmek.
- Dosyanın geçiş dönemine girip girmediğini kontrol etmeden, güncel kuralların her dosyaya aynı şekilde uygulandığını zannetmek.
Bu hataların ortak noktası, ihbarnamenin tek bir belge değil, birbirinden bağımsız iki hukuki süreci başlatan bir belge olduğunu gözden kaçırmak. Süre hesabı yapılırken vergi aslı ve ceza ayrı ayrı değerlendirilmeli.
Yeni Düzenleme Mükellef Lehine mi, Aleyhine mi? Bir Değerlendirme
Değişikliğin mükellef için tek yönlü bir kazanç veya kayıp olduğunu söylemek doğru olmaz. Vergi aslının idari pazarlığın dışına çıkarılması, benzer durumdaki mükelleflerin daha eşit muamele görmesini sağlıyor ve vergi idaresinin takdir alanını daraltarak öngörülebilirliği artırıyor. Bu yönüyle düzenleme, vergilendirmede kanunilik ilkesine daha uygun bir çizgiye oturuyor.
Bazı değerlendirmelerde bu değişikliğin vergilendirmenin kanuniliği ilkesini (Anayasa m.73) güçlendirdiği, idarenin vergi aslı üzerinde pazarlık yapma gibi bir yetkisinin hiçbir zaman olmaması gerektiği savunuluyor. Bu görüşe katılmak mümkün, çünkü vergi aslı kanunun doğrudan uyguladığı bir hesaptır ve bu hesabın doğruluğunun denetimi idari bir görüşmeye değil, bağımsız bir yargı merciine bırakılmalıdır. Ancak aynı mantığın cezaya da uygulanıp uygulanmaması gerektiği ayrı bir tartışma konusudur.
Öte yandan, vergi uzlaşmasının ekonomik teşvikinin azalması, bazı mükellefleri idareyle hızlı anlaşma yerine dava yoluna itebilir. Bu da vergi mahkemelerinin iş yükünü artırma potansiyeli taşıyor. Mali müşavir çevrelerinde dile getirilen görüşlerden biri, mükellefin artık uzlaşmaya oturmak için eskisi kadar güçlü bir ekonomik sebebi kalmadığı, bu nedenle uzlaşma kurumunun fiilen daralacağı yönünde.
Kanaatimizce, mükellef açısından asıl risk, yeni sistemin getirdiği şeffaflıktan değil, iki ayrı sürecin aynı anda ve dikkatli biçimde yönetilmesi gerekliliğinden kaynaklanıyor. Süre takibini profesyonel bir disiplinle yapmayan mükellefler için bu değişiklik pratikte bir dezavantaja dönüşebiliyor, çünkü artık hata toleransı eskisinden daha düşük.
Sonuç: İhbarname Elinize Geçtiğinde İzlenecek Yol
7524 sayılı Kanun sonrası bir vergi ve ceza ihbarnamesiyle karşılaşan mükellefin izleyebileceği pratik sıra şöyle özetlenebilir.
- İhbarnamenin tebliğ tarihini not edin, vergi aslı için otuz günlük dava açma süresinin bu tarihten başladığını unutmayın.
- Ceza tutarını kontrol edin: usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarında 2026 için 40.000 TL’yi aşan cezalar, vergi ziyaı cezalarında ise kaçakçılık fiillerine bağlı olanlar dışındakiler uzlaşma kapsamındadır.
- Ceza için vergi uzlaşması başvurusu yapacaksanız bile, vergi aslına karşı dava dilekçenizi otuzuncu güne kadar hazırlayıp sunmayı ihmal etmeyin, bu iki işlem birbirinin yerine geçmez.
- Uzlaşmada anlaşma sağlanamazsa, tutanağın tebliğinden itibaren cezaya karşı en az on beş gününüz olduğunu, ancak vergi aslı için bu ek sürenin geçerli olmadığını göz önünde bulundurun.
- Dosyanız 2 Ağustos 2024 öncesinde başlamışsa, Geçici 35’inci madde kapsamında eski hükümlerin uygulanıp uygulanmadığını ayrıca değerlendirin.
Vergi aslı ile ceza arasındaki bu ayrım anlaşılmadan atılacak bir adım, telafisi mümkün olmayan bir hak kaybına yol açabilir. Her ihbarname kendi süre takvimini taşır, bu takvimi doğru okumak artık eskisinden daha fazla önem taşıyor.
Yasal Uyarı

