Pendik’te Şirket Kuruluşu Sonrası İzlenmesi Gereken Hukuki Yükümlülükler

Şirket Kuruluşu Sonrası

Pendik’te butik bir yazılım şirketi kurduğunuzu düşünün. Ticaret sicili tescili tamamlandı, şirketin kaydı Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildi ve artık şirket kuruluşu sonrası dönemde resmen tüzel kişiliği olan bir işletmeniz var. Ancak bu süreç tescil anında bitmiyor; kuruluşun ardından şirket aynı anda ticaret sicili ve oda, vergi dairesi, Sosyal Güvenlik Kurumu ve belediye ile yükümlülük ilişkisine giriyor.

Kısaca cevap şu: şirket kuruluşu sonrası ilk haftalarda vergi dairesinde mükellefiyet açılır ve yoklama yapılır, fiziki tutulacak ticari defterlerin açılış onayı tescille birlikte ticaret sicili müdürlüğünce yapılır, pay defteri ile genel kurul defteri ise Elektronik Ticari Defter Sistemi’nde (ETDS) kendiliğinden açılır, sigortalı çalıştırılacaksa SGK işyeri dosyası izlenir, belediyeden işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınır ve nakdi sermaye taahhüdünün kalan kısmı yasal süresi içinde ödenir. Bu adımların her biri farklı bir kanuna ve farklı bir süreye bağlıdır; birini atlamak diğerini otomatik olarak düzeltmez.

Pendik’te Yeni Kurulan Bir Şirketin İlk Haftasında Neler Değişir?

Tescil belgesi elinize geçtiği an, aslında arka planda birden fazla kurum aynı bilgiyi farklı amaçlarla işlemeye başlar. Ticaret sicili müdürlüğünde tamamlanan bir kuruluş işlemi, otomatik olarak ilgili vergi dairesine ve çoğu durumda Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilir. Şirket kuruluşu sonrası doğan bu otomatik bildirimler, iş sahibinin hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmez; sadece başvuru adımının bir kısmını kurumlar arası veri paylaşımına taşır.

Pendik’teki bir elektronik ticaret şirketini örnek alalım. Kurucu ortak, tescilden bir hafta sonra hem vergi dairesinden hem de muhasebecisinden farklı belgeler istendiğini görür: işe başlama bildirimi, defter tasdik belgesi, sermaye blokesine ait banka mektubu. Bunların hiçbiri aynı anda ve aynı kurumdan gelmez; her biri kendi süresine tabidir.

Bu nedenle şirket kuruluşu sonrası ilk hafta, bir bekleme dönemi değil, paralel yürüyen birkaç idari sürecin eş zamanlı takip edilmesi gereken bir dönemdir. Aşağıdaki başlıklar bu süreçleri ayrı ayrı ele alıyor.

Ticaret Sicili Tescili ve İlanı Sonrasında Doğan Bildirimler

Ticaret sicili memurluğu, kuruluş işlemini tamamladığında işe başlama bilgisini ilgili vergi dairesine kendiliğinden iletir. Bu bildirim, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 168. maddesi çerçevesinde, işe başlama tarihinden itibaren on gün içinde yapılır. Şirket sahibinin bu adımda ayrıca bir dilekçe vermesi gerekmez; sorumluluk sicil memurluğundadır.

Ancak bu otomatik akış, şirketin vergi dairesiyle ilişkisinin tamamlandığı anlamına gelmez. Şirket kuruluşu sonrası dönemde vergi dairesi, kendisine iletilen bilgiyi esas alarak mükellefiyeti açar ve gerekli gördüğü hallerde işyerini fiilen ziyaret eder. Pendik’te küçük bir atölye açan bir mobilya üreticisi, tescilden kısa süre sonra vergi dairesi görevlisinin işyerini ziyaret ettiğini ve faaliyetin gerçekten yürütülüp yürütülmediğini kontrol ettiğini fark edebilir.

Ticaret Sicili Gazetesi’nde yapılan ilan da ayrı bir işlev görür: üçüncü kişilere karşı hüküm ifade eder ve şirketin varlığını kamuya duyurur. İlan edilen bilgilerde sonradan değişiklik olursa (adres, ortak, sermaye gibi), bu değişikliklerin de yine tescil ve ilan edilmesi gerekir; aksi halde şirket, değişikliği bilmeyen iyi niyetli üçüncü kişilere karşı bu değişikliği ileri süremez.

Ticaret veya Sanayi Odasına Kayıt Zorunluluğu

Ticaret siciline tescil edilmiş olmak, odaya kayıt yükümlülüğünü karşılamaz. 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Kanunu’nun 9. maddesi, ticaret siciline kayıtlı tacirlerin ve sanayici sıfatını taşıyanların bulundukları yerdeki ilgili odaya da kaydolmasını şart koşar; faaliyet konusuna göre bu oda ticaret odası, sanayi odası veya ticaret ve sanayi odası olabilir.

Bu kayıt süresi bir aydır. Pendik’te tescil edilen bir şirket, bu süre içinde odaya kaydolmazsa, kayıt oda tarafından re’sen yapılır ve durum şirkete bildirilir; yani kayıt gerçekleşse de sürecin başlatıcısı şirket değil oda olur. Oda kaydı olan şirketler ayrıca her yıl aidat öder ve tescil edilmesi gereken her değişikliği bir ay içinde odaya da bildirmekle yükümlüdür.

şirket kuruluşu sonrası vergi dairesi işlemleri
Vergi dairesinde mükellefiyet tesisi, kuruluş tescili ile eş zamanlı başlar.

Vergi Dairesinde Mükellefiyet Tesisi ve İşe Başlama Yoklaması

Mükellefiyetin açılması tek başına yeterli değildir; Vergi Usul Kanunu’nun 127. maddesinde düzenlenen yoklama işlemi, vergi dairesinin mükellefi ve işyerini fiilen incelemesidir. Yoklama memuru, faaliyetin beyan edilen adreste gerçekten yürütülüp yürütülmediğini, kullanılan demirbaşları ve varsa çalışan sayısını tutanağa geçirir.

Pendik’te bir lojistik şirketi kurulduğunu ama depo henüz kiralanmadığı için merkez adresi olarak bir ofis adresinin gösterildiğini düşünelim. Şirket kuruluşu sonrası yapılan yoklamada adres ile faaliyetin örtüşmediği görülürse, bu durum mükellefiyetle ilgili ek açıklama talep edilmesine yol açabilir. Bu yüzden tescilde beyan edilen adresin, en azından ilk yoklama anında fiilen kullanılabilir olması önemlidir.

Vergi dairesi ayrıca vergi levhasının alınması, kullanılacak belge türlerinin (fatura, irsaliye gibi) belirlenmesi ve varsa katma değer vergisi mükellefiyetinin tesisi gibi işlemleri de bu aşamada tamamlar. Bu işlemlerin hiçbiri kuruluş tescili ile otomatik olarak bitmiş sayılmaz; her biri ayrı bir başvuru veya onay gerektirir.

Vergi levhasını işyerine asma zorunluluğu kaldırılmış olsa da levha elektronik ortamda alınmaya devam ediyor. Faaliyet konusu veya adres gibi bilgilerde değişiklik olduğunda levhanın da güncellenmesi gerektiği, kuruluş sırasında çoğu zaman gözden kaçan ayrıntılardan biri.

Mükellefiyet açıldıktan sonra, şirketin ilk beyan dönemleri de netleşir. Katma değer vergisi ve muhtasar beyannameler genel kural olarak aylık dönemler halinde verilir; faaliyete fiilen başlanan ay, ilk beyan döneminin de başlangıcı sayılır. Pendik’te kurulan bir şirket, tescilden hemen sonra fatura kesmeye başlamışsa, o ayın beyannamelerini atlamamak için muhasebe sürecinin tescil tarihiyle birlikte devreye girmesi gerekir.

Ticari Defterlerin Tasdiki: Fiziki Defterden Elektronik Ticari Defter Sistemine

Hangi Defter Hangi Anda Tasdik Edilir

Anonim ve limited şirketlerde fiziki ortamda tutulacak defterlerin açılış onayı, kuruluşun ticaret siciline tescili sırasında ticaret sicili müdürlüğünce yapılır (TTK m.64/3); bu nedenle kuruluş aşamasında ayrıca notere gidilmez. Sonraki faaliyet dönemlerinde fiziki defterlerin açılış onayları ise defterlerin kullanılacağı dönemin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar notere yaptırılır.

Buna karşılık defterlerin kapanış tasdiki, farklı bir takvime bağlıdır ve şirketin kendisinin takip etmesi gereken bir yükümlülüktür. Fiziki yevmiye defterinin kapanış onayı izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar, fiziki yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı ise izleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar notere yaptırılır (TTK m.64/3). Ticari defterlerin elektronik ortamda tutulması halinde bu kapanış onayları aranmaz.

2026’dan İtibaren ETDS ile Değişen Uygulama

1 Ocak 2026 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilen şirketler için Ticaret Bakanlığı’nın Elektronik Ticari Defter Sistemi (ETDS) uygulaması devreye girdi. Bu sistem kapsamında pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defterinin elektronik ortamda tutulması zorunlu hale geldi; yönetim kurulu karar defterinin elektronik tutulması ise şirketin kendi tercihine bırakıldı.

ETDS, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın vergisel amaçlı e-Defter uygulamasından ayrı bir sistemdir; bilanço esasına göre defter tutan şirketler için e-Defter zorunluluğu kendi mevzuatı çerçevesinde ayrıca devam eder. Şirket kuruluşu sonrası dönemde bu iki sistemin birbirine karıştırılmaması, hangi defterin hangi platformda tutulacağının net biçimde ayrıştırılması gerekir.

1 Ocak 2026’dan sonra kurulan şirketlerde bu defterler, tescille birlikte ek bir işleme gerek kalmadan ETDS’de kullanıma açılır. Kuruluş sonrası dönemde yapılması gereken, pay kayıtları ve genel kurul tutanakları gibi kayıtların sistem üzerinden zamanında işlenmesidir.

Sigortalı çalıştırılacaksa SGK işyeri dosyasının durumu ayrıca kontrol edilmelidir.

SGK İşyeri Tescili ve Otomatik Tescilin Sınırları

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 11. maddesi, sigortalı çalıştıracak işverenin işyeri bildirgesini en geç sigortalı çalıştırmaya başladığı tarihte Sosyal Güvenlik Kurumu’na vermesini şart koşar. Ticaret siciline kayıtlı yeni şirketler için bu süreç büyük ölçüde otomatikleştirilmiştir: kuruluş dilekçesinde ayrıca belirtilmese dahi işyeri dosyası kendiliğinden tescil edilir ve ilk kuruluş için ayrıca işyeri bildirgesi istenmez.

Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi: Vergi ile SGK Bildiriminin Birleşmesi

Sigortalı çalıştırmaya başlayan işverenler için vergi kesintileri ile sigortalıların prime esas kazanç bilgileri artık ayrı ayrı değil, Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi adı verilen tek bir beyanname üzerinden bildirilir. Bu beyanname aylık dönemler halinde elektronik ortamda verilir ve hem vergi dairesine hem de SGK’ya karşı bildirim yükümlülüğünü aynı anda yerine getirir.

Pendik’te üç çalışan alarak faaliyete başlayan bir şirket, şirket kuruluşu sonrası ilk maaş ödemesini yaptığı ay için bu birleşik beyannameyi vermekle yükümlü olur. Beyannamenin vergi kısmı ile SGK kısmı tek belgede birleştiği için, yalnızca SGK’ya bildirim yapıp vergi dairesine ayrıca beyanname vermeyi unutmak (veya tersi) artık mümkün değildir; sistem her iki bildirimi aynı anda talep eder.

Ancak bu otomatik tescil her senaryoyu kapsamaz. Şube açılışı, şirket devri veya nev’i değişikliği gibi işlemlerde işyeri bildirgesinin yeniden ve ayrıca verilmesi gerekir. Pendik’te kurulan bir şirket altı ay sonra İstanbul’un başka bir ilçesinde ikinci bir şube açtığında, şirket kuruluşu sonrası bu yeni şube için otomatik tescilin devam ettiğini varsaymak hatalı olur; şube için bildirge ayrıca düzenlenmelidir.

Bildirimlerin elektronik ortamda takip edilebilmesi için işverenin SGK e-tebligat sistemine kayıt olması da ayrı bir adımdır. Bu kutunun düzenli olarak kontrol edilmesi, Kurumdan gelen bildirimlerin ve sürelerin kaçırılmamasını sağlar.

Sermaye Taahhüdünün Ödenmesi: Oran, Süre ve Gecikmenin Hukuki Sonuçları

Anonim ve Limited Şirkette Ödeme Takvimi Farkı

Anonim şirketlerde nakden taahhüt edilen pay bedellerinin ödenme takvimi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 344. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre nakdi sermayenin en az %25’i tescilden önce, kalan kısmı ise şirketin tescilini izleyen 24 ay içinde ödenir; çıkarma (emisyon) primlerinin tamamı ise tescilden önce ödenmek zorundadır.

Limited şirketlerde ise tablo farklıdır. 7099 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında, limited şirket kuruluşunda nakdi sermaye payları için tescilden önce %25 ödeme şartı kaldırılmıştır; bu şirket türünde nakdi sermaye taahhüdünün tamamı, tescili izleyen 24 ay içinde ödenebilir. Şirket kuruluşu sonrası bu farkı bilmeyen bir ortak, limited şirkette de anonim şirketteki gibi peşin ödeme yapılması gerektiğini düşünüp gereksiz bir nakit baskısı altına girebilir.

Ortak Taahhüdünü Geciktirirse Şirketin Elindeki Yollar

Sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, şirkete karşı borçlu durumda kalır. Sermaye borcunu süresinde ödemeyen ortak, ihtara gerek olmaksızın temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür (TTK m.482). Şirket ayrıca taahhüdün ifasını dava edebilir, esas sözleşmede öngörülmüşse sözleşme cezası isteyebilir ve kanundaki ihtar ve ilan usulüne uyarak ortağı ıskat yoluna gidebilir; şirketin tazminat hakları saklıdır.

Pendik’te üç ortaklı bir inşaat malzemeleri şirketinde, ortaklardan birinin taahhüt ettiği payın kalan kısmını 24 aylık süre dolduğu halde ödemediğini varsayalım. Diğer ortaklar bu durumda hem o ortağa yönelik hukuki yollara başvurabilir hem de şirketin öz kaynak yapısını güçlendirmek için başka çözümler değerlendirebilir. Bu noktada ortaklar arasındaki anlaşmazlık, artık salt bir tahsilat meselesi değil, şirketin yönetimini de etkileyen bir konuya dönüşebilir; bu tür uyuşmazlıkların ortaklıktan çıkma süreçleriyle nasıl kesiştiği ayrı bir değerlendirme konusudur.

Sermaye taahhüdünün takibi, sadece ortakların kendi arasındaki bir mesele değildir. Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri, kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülükleri kusurlu şekilde ihlal etmeleri halinde şirkete, ortaklara ve alacaklılara karşı sorumlu tutulabilir; sermaye taahhütlerinin takip edilmemesi de bu tür bir özen eksikliği olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle sermaye takibinin yalnızca muhasebeye bırakılmaması, yönetim kurulunun da bu süreci bilmesi gerekir.

KEP Adresi, E-İmza ve Diğer Kurumsal Kayıtlar

Resmi yazışmaların elektronik ortamda güvenli şekilde yapılabilmesi için şirketin bir Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) adresi edinmesi önemlidir. Ticari ihtarname, fesih bildirimi veya resmi kurum yazışması gibi işlemlerde KEP adresi, tebligatın ulaştığının ispatı açısından önemli bir araçtır.

Bunun yanında yönetici veya yetkili ortak adına e-imza başvurusu yapılması, elektronik ortamda imza gerektiren birçok işlemi (elektronik defter onayları, bazı resmi beyannameler) hızlandırır. Pendik’te kurulan bir danışmanlık şirketinin yöneticisi, şirket kuruluşu sonrası ilk ay içinde KEP ve e-imza başvurularını yapmazsa, ilerleyen aylarda basit bir resmi bildirim için bile zaman kaybedebilir. Kişisel verilerin işlenmesi kapsamında VERBİS’e kayıt yükümlülüğünün doğup doğmadığı ise, şirketin faaliyet alanına göre ayrıca değerlendirilmesi gereken farklı bir konudur.

Bu kayıtlar tek seferlik işlemler olsa da, yetkili değişikliği veya adres değişikliği gibi sonradan oluşan durumlarda güncellenmesi gerekir. Güncel olmayan bir KEP adresi, kuruma gönderilen bir bildirimin şirkete ulaşmamış sayılması riskini taşır.

KEP adresi, PTT veya Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yetkilendirilmiş özel hizmet sağlayıcılardan temin edilebilir. Hangi sağlayıcıdan alınırsa alınsın, adresin şirketin güncel ticaret unvanı ve adresiyle uyumlu olması, ileride yapılacak tebligatların geçerliliği açısından önem taşır.

İmza Sirküleri ve Yetkili Değişikliklerinin Takibi

İmza sirküleri, şirketi hangi kişinin veya kişilerin ne şekilde (münferiden veya müştereken) temsil ve ilzam edebileceğini gösteren, noter onaylı bir belgedir. Banka işlemlerinden resmi kurum başvurularına kadar birçok işlemde karşı taraf, yetkinin gerçekten o kişide olup olmadığını bu belgeyle doğrular.

İmza sirküleri tek seferlik bir belge değildir. Yönetici veya temsile yetkili ortak değiştiğinde, eski imza sirküleri geçerliliğini kaybeder ve yeni yetkili adına yeniden düzenlenmesi gerekir. Pendik’te kurulan bir şirkette, kurucu ortaklardan biri bir yıl sonra şirket müdürlüğünden ayrılıp yerine başka bir ortak atanırsa, şirket kuruluşu sonrası alınan ilk imza sirküleri artık yeni müdürü yetkilendirmez; banka ve resmi işlemler için güncel imza sirkülerinin çıkarılması gerekir.

Bu güncelleme yapılmadan eski yetkiliyle devam eden işlemler, ileride yetkisiz temsil iddiasıyla tartışmaya açılabilir. Bu nedenle yetkili değişikliği her yaşandığında, imza sirkülerinin güncellenmesi, ticaret sicili tescilinin bir parçası olarak değil, ayrı ve takip edilmesi gereken bir adım olarak ele alınmalıdır.

İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı: Ticaret Sicili Tescili Ruhsat Yerine Geçmez

Şirketin ticaret siciline tescil edilmiş olması, fiilen faaliyet göstereceği yerde belediyeden işyeri açma ve çalışma ruhsatı alma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu yükümlülük, 2005/9207 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik ile 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’na dayanır; yönetmeliğin 6. maddesi, usulüne uygun ruhsat alınmadan işyerinin açılıp çalıştırılamayacağını, ruhsatsız işyerlerinin yetkili idare tarafından kapatılacağını öngörür.

Pendik’te küçük bir imalathane kuran bir girişimci, şirket kuruluşu sonrası ticaret sicili tescilini tamamladığı için ruhsat başvurusunu ihmal edebilir ve üretime başlayabilir. Belediye denetiminde bu durum fark edildiğinde, işyeri ruhsatsız faaliyet nedeniyle mühürlenebilir; ticaret sicili tescilinin varlığı bu sonucu önlemez, çünkü ruhsat tamamen ayrı bir idari süreçtir.

Ruhsat başvurusunda işyerinin sıhhi veya gayrisıhhi müessese sayılıp sayılmadığı belirleyicidir. Gayrisıhhi müessese kapsamına giren bir üretim faaliyetinde itfaiye, çevre ve iş güvenliği görüşlerinin alınması gerekebilir; bu da sürecin süresini ve adımlarını değiştirir. Bu nedenle ruhsat başvurusunun, faaliyetin fiilen başladığı tarihten önce ve işyerinin niteliğine uygun şekilde planlanması gerekir.

“Otomatik Tescil” Gerçekten Yükümlülüğün Bittiği Anlamına Mı Gelir?

Uygulamada sıkça rastlanan bir yanılgı, vergi dairesine ve SGK’ya yapılan bildirimlerin artık sicil memurluğu tarafından otomatik yürütülmesinin, şirketin bu kurumlar karşısında hiçbir sorumluluğu kalmadığı yönünde yorumlanmasıdır. Bu yaklaşım, idari kolaylığı hukuki sorumlulukla karıştırır.

Otomatik bildirim ve otomatik tescil mekanizmaları başvuru yükünü azaltır; ancak bildirimin içeriğinin doğruluğundan, sonraki değişikliklerin bildirilmesinden ve defter ile mükellefiyet düzeninin sürdürülmesinden şirket ve yöneticileri sorumlu olmaya devam eder. Bu ayrımın gözden kaçırılması, küçük ve orta ölçekli şirketlerde en sık görülen hatanın temelini oluşturuyor: kuruluş sürecini yürüten danışmanla ilişki kesildiğinde, şirket kuruluşu sonrası doğan takip yükümlülüğü de sahipsiz kalıyor.

Bu nedenle daha sağlıklı yaklaşım, otomatik tescili bir başlangıç kolaylığı olarak görmek, ancak süreli yükümlülükleri (24 aylık sermaye ödemesi, kapanış onayı tarihleri gibi) şirketin kendi takip takvimine ayrıca işlemektir. Sicil memurluğunun veya vergi dairesinin yaptığı otomatik işlem, bu takvimin yerini tutmaz.

Pendik’te Şirket Kuruluşu Sonrası Sık Yapılan Hatalar

Kuruluş sonrası dönemde sık rastlanan hatalardan biri, tescilde beyan edilen adresin fiilen kullanılmaya başlanmasının geciktirilmesidir; bu durum, vergi dairesi yoklamasında faaliyetin doğrulanamaması riskini artırıyor.

İkinci sık hata, defterlerin kapanış onayı tarihlerinin, muhasebe değişikliği gibi operasyonel bir kesinti sırasında unutulmasıdır. Bir mali müşavirle çalışmayı sonlandırıp yeni biriyle anlaşma sürecinde geçen birkaç haftalık boşluk, şirket kuruluşu sonrası takip edilmesi gereken sürelerin gözden kaçmasına yol açabiliyor.

Üçüncü sık hata, ticaret siciline tescilin odaya kayıt anlamına geldiğinin düşünülmesidir. Bu iki işlem farklı kurumlar tarafından yürütüldüğü için, sicile tescil tamamlandıktan sonra bir ay içinde ayrıca odaya kayıt başvurusu yapılmazsa, kayıt oda tarafından re’sen yapılır ve durum şirkete tebliğ edilir; şirketin bu süreci kendi takibine alması daha sağlıklıdır.

Dördüncü hata ise sermaye taahhüdünün “zaten 24 ay var” rahatlığıyla tamamen unutulmasıdır. Bu süre, ortaklar arasında yazılı bir hatırlatma ya da takip mekanizması kurulmazsa, sürenin sonuna yakın fark edilen ve aceleyle çözülmeye çalışılan bir soruna dönüşebiliyor.

Kuruluş Sonrası İlk Üç Ayda İzlenecek Pratik Sıra

Bu başlıklar birlikte değerlendirildiğinde, şirket kuruluşu sonrası dönem için pratik bir öncelik sırası çıkarılabilir. İlk olarak, vergi dairesinde mükellefiyetin fiilen açıldığı ve yoklamanın beyan edilen adreste sorunsuz tamamlandığı teyit edilmelidir.

İkinci olarak, hangi defterin fiziki ortamda, hangisinin e-Defter veya ETDS üzerinde tutulacağı netleştirilmeli ve kapanış onayı tarihleri bir takvime not edilmelidir. Üçüncü olarak, SGK işyeri dosyasının otomatik tescil kapsamında olup olmadığı kontrol edilmeli; sigortalı çalıştırma planlanıyorsa bildirge süresine özel bir takip konulmalıdır.

Dördüncü olarak, oda kaydı ve varsa işyeri açma ve çalışma ruhsatı başvurusu ayrıca takip edilmeli; bu ikisi ticaret sicili tescilinin otomatik bir sonucu değildir ve her biri kendi süresi içinde tamamlanmalıdır. Yetkili ortak veya müdür değişikliği yaşanırsa, imza sirkülerinin güncellenmesi de bu takvime eklenmelidir.

Son olarak, sermaye taahhüdünün ödeme takvimi ortaklar arasında yazılı olarak paylaşılmalı ve 24 aylık süre, tescil tarihinden itibaren takip edilmelidir. Bu adımların her biri farklı bir kurumu ve farklı bir süreyi ilgilendiriyor olsa da hepsinin ortak noktası aynıdır: şirket kuruluşu sonrası yükümlülükler, kuruluş işleminin bir devamı değil, kendi başına yönetilmesi gereken ayrı bir süreçtir. Bu yükümlülüklerin şirketler hukuku kapsamında somut olaya göre nasıl ele alınacağı değişebilir; kuruluş sonrası ilk yıl geçtikten sonra ihtiyaç duyulan daha uzun soluklu hukuki takip ise farklı bir başlığın konusudur.

Yasal Uyarı

Bu blog içerikleri genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut hukuki sorunlarınız için bir avukata danışmanız önerilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir