Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi: Şekil Şartı, Bakım Borcunun İhlali ve Sözleşmenin Sona Ermesi

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe girmesinden bu yana, kanunun 611 ile 619. maddeleri arasında düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi, özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireylerin gündeminde yer almayı sürdürüyor. Bu sözleşmeyle bakım borçlusu, bakım alacaklısına ömür boyu bakma yükümlülüğü üstlenir ve bunun karşılığında bir taşınmazın veya başka bir malvarlığı değerinin kendisine devredilmesini sağlar. Sözleşmenin geçerli olabilmesi resmi şekle uyulmasına bağlıdır, bakım borcunun yerine getirilmemesi ise sözleşmenin feshine ve bazı hallerde tapu iptaline kadar uzanan bir sürece yol açabilir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Tarafları

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, TBK m.611 uyarınca iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Bir tarafta bakım alacaklısı, diğer tarafta bakım borçlusu bulunur. Bakım alacaklısı, sahip olduğu bir malı veya malvarlığı değerini bakım borçlusuna devretmeyi taahhüt eder. Bakım borçlusu ise bunun karşılığında bakım alacaklısına hayatının sonuna kadar bakma yükümlülüğü üstlenir.

Örneğin Kartal’da yaşayan 74 yaşındaki bir kadının, eşini kaybettikten sonra günlük işlerini tek başına yürütemediğini ve yakınında kimsesi kalmadığını düşünelim. Bu kişi, uzun süredir güvendiği bir komşusunun oğluyla ölünceye kadar bakma sözleşmesi imzalayarak evini ona devretmeyi, karşılığında bakımının üstlenilmesini kararlaştırabilir. Burada devredilen malın türü değişebilir, alacak hakkı temlik edilerek, taşınır mal teslim edilerek veya taşınmaz tescil edilerek devredilebilir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin kurulabilmesi için tarafların fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Bakım alacaklısının her zaman gerçek kişi olması şartken, bakım borçlusu gerçek kişi olabileceği gibi devletçe tanınmış bir bakım kurumu da olabilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun bu sözleşmeye ayırdığı dokuz maddelik düzenleme, hem şekil hem de sona erme bakımından oldukça ayrıntılıdır.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi ile Vasiyetname ve Miras Sözleşmesi Arasındaki Fark

Bakım alacaklısı adayları sık sık, ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile vasiyetname arasındaki farkı karıştırır. Vasiyetname tek yanlı bir işlemdir, vasiyet eden kişi dilediği zaman vasiyetnameyi değiştirebilir veya ortadan kaldırabilir, karşı tarafın rızasına ihtiyaç yoktur. Buna karşılık ölünceye kadar bakma sözleşmesi iki tarafı bağlayan karşılıklı bir sözleşmedir, taraflardan biri tek başına sözleşmeden dönemez. Sözleşmeden kurtulmanın yolu, ancak kanunda sayılan fesih hallerinden birine dayanmaktır.

Bu fark, uygulamada önemli sonuçlar doğurur. Örneğin bakım alacaklısı, sözleşmeyi imzaladıktan sonra bakım borçlusuyla arası bozulsa bile, yalnızca pişman olduğu için sözleşmeden tek başına dönemez, aradığı sonuca ancak önel ile fesih veya haklı sebeple derhal fesih yollarından birini işleterek ulaşabilir. Bu nedenle sözleşme imzalanmadan önce bakım borçlusunun güvenilirliğinin ve bakım kapasitesinin dikkatli değerlendirilmesi büyük önem taşır, çünkü sözleşmenin bağlayıcılığı vasiyetnameye kıyasla çok daha güçlüdür.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin noterde resmi şekilde imzalanması
Sözleşme, geçerlilik için resmi şekilde düzenlenmelidir.

Sözleşmenin Geçerliliği İçin Şekil Şartı: Miras Sözleşmesi Formu Zorunluluğu

TBK m.612/1 hükmüne göre ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanıp atanmadığına bakılmaksızın miras sözleşmesi şeklinde yapılır. Bu, sözleşmenin resmi vasiyetname düzenleme usulüne uygun biçimde kurulması gerektiği anlamına gelir. Türk Medeni Kanunu’nun resmi vasiyetnameye ilişkin hükümleri, sözleşmenin sulh hakimi, noter veya kanunla yetkilendirilmiş bir memur önünde ve iki tanığın katılımıyla düzenlenmesini öngörür. Taşınmaz devri içeren sözleşmeler uygulamada tapu müdürlüğünde de resmî senet olarak ve iki tanıkla düzenlenebilir.

Diyelim ki iki taraf anlaştı ve sözleşme metnini kendileri yazıp imzaladı, hiçbir resmi memura veya notere uğramadılar. Bu durumda ortada geçerli bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi yoktur. Şekil eksikliği, sözleşmeyi baştan itibaren geçersiz kılar. Bakım borçlusu yıllarca bakım sağlamış olsa bile, resmi şekle uyulmadığı için taşınmazın devrini talep edemez, en fazla sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak harcadığı emek ve masrafların karşılığını isteyebilir.

Devletçe Tanınmış Bakım Kurumları İçin İstisna

TBK m.612/2, sözleşmenin devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından, yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılması halinde yazılı şeklin yeterli olacağını öngörür. Örneğin resmi bir huzurevi ile yapılan ve ilgili mevzuata uygun şekilde hazırlanan yazılı bir sözleşme, noter huzurunda düzenlenmemiş olsa da geçerli sayılabilir. Bu istisna sınırlıdır, kurumun yetkili makamların koşullarına gerçekten uyup uymadığının değerlendirilmesi gerekir.

Resmi şekil aranırken tanıkların seçimi de ihmal edilmemelidir. Tanık olabilecek kişiler kanunla sınırlanmıştır. TMK m.536’ya göre bakım alacaklısının eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bunların eşleri tanık olamaz; tanıkların üstsoy ve altsoyuna, kardeşlerine ve eşlerine de bu işlemle kazandırma yapılamaz. Bakım borçlusunun kendi çocuğunu tanık göstermesi bu yasağa aykırıdır ve sözleşmenin geçerliliğini tartışmalı hale getirir. Bu tür ayrıntılar, sözleşme sonradan dava konusu olduğunda şekil şartının tartışmasız şekilde yerine getirildiğini göstermek açısından önemlidir.

Bakım Borçlusunun Yükümlülükleri Tam Olarak Nedir?

TBK m.614 bakım borçlusunun yükümlülüklerini düzenler. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özeni göstermek ve onu tedavi ettirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük yalnızca maddi bakımla sınırlı değildir, alacaklının yaşadığı ortamın insan onuruna uygun koşullarda tutulmasını da kapsar.

Somut bir örnek üzerinden ilerleyelim. Bakım borçlusu olan bir yeğen, devraldığı taşınmaza taşınıp dayısına günlük yemek hazırlayacağını, doktor kontrollerine götüreceğini ve evin ısınma giderlerini karşılayacağını taahhüt etmiş olsun. Zaman içinde yeğen başka bir şehre iş için taşınırsa ve dayısını haftalarca tek başına bırakırsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmiş olur. Bakım kapsamının somut olarak ne içerdiği, sözleşmede ayrıntılı yazılmamışsa bakım alacaklısının yaşına, sağlık durumuna ve önceki yaşam standardına göre belirlenir.

Tartışmalı bir nokta da bakımın yalnızca maddi unsurlardan mı ibaret olduğu, yoksa manevi ve sosyal bir boyutunun da bulunup bulunmadığıdır. Kanun metni gıda, konut ve tedavi gibi somut yükümlülükleri sayar, ancak bakım alacaklısının yalnız bırakılmaması, günlük hayatında bir yakınının varlığını hissetmesi de sözleşmenin amacına dahildir. Kanaatimizce yalnızca faturaları ödeyip hiç ziyaret etmemek, yükümlülüğün lafzını yerine getirse de ruhunu boşaltır, bu nedenle uzun süreli ilgisizlik de bakım borcunun ihlali olarak değerlendirilmelidir, aksi yorum sözleşmeyi salt bir finansal işleme indirger.

Bakım Alacaklısının Devrettiği Malvarlığı ve Güvence Hakkı

Bakım alacaklısının ölünceye kadar bakma sözleşmesi kapsamında devrettiği değer, somut olaya göre değişir. Alacak söz konusuysa alacağın temliki yapılır, taşınır mal söz konusuysa teslim gerçekleştirilir, taşınmaz söz konusuysa tapuda tescil işlemi yapılır. Pratikte en sık görülen durum, bakım alacaklısının oturduğu evi bakım borçlusuna devretmesidir.

TBK m.613, taşınmazını devreden bakım alacaklısına önemli bir güvence sağlar. Bu hükme göre taşınmazını bakım borçlusuna devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak için bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. Ancak bu ipotek kendiliğinden doğmaz; mülkiyetin devrini izleyen üç ay içinde tapu kütüğüne tescil ettirilmesi gerekir (TMK m.894). Tescil edilmişse, örneğin evini yeğenine devreden bir kişi, yeğen evi üçüncü bir kişiye satsa bile alacağını bu ipotekle koruyabilir. Bu güvence, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bakım alacaklısı aleyhine tek yanlı bir risk taşımasını önler.

Devredilen değerin taşınmaz olmadığı durumlarda güvence mekanizması farklılaşır. Örneğin bakım alacaklısı, taşınmazı yerine bir banka hesabındaki birikimini bakım borçlusuna devretmeyi tercih edebilir, bu durumda alacağın temliki işlemi yapılır ve yasal ipotek hakkı söz konusu olmaz, çünkü güvence yalnızca taşınmaz devrine özgüdür. Taşınır mal devrinde ise teslim anından itibaren mülkiyet bakım borçlusuna geçer ve bakım alacaklısının elinde kalan tek güvence, sözleşmedeki fesih ve tazminat hükümleridir. Bu fark, taşınmaz dışındaki devirlerde bakım alacaklısının daha dikkatli davranmasını, bakım kapsamını ve fesih şartlarını sözleşmede ayrıntılı biçimde belirlemesini gerektirir.

Bakım borcunun ihmal edilmesi nedeniyle yalnız kalan bakım alacaklısı
Bakım borcunun sürekli ihmali, fesih hakkını doğurur.

Bakım Borcunun İhlali Ne Anlama Gelir? Uygulamada Sık Görülen İhlal Türleri

Bakım borcunun ihlali, bakım borçlusunun üstlendiği yükümlülükleri kısmen veya tamamen yerine getirmemesi durumunda ortaya çıkar. Uygulamada en sık rastlanan ihlal türleri arasında şunlar sayılabilir.

  • Bakım alacaklısının günlük beslenme ve temizlik ihtiyaçlarının düzenli karşılanmaması
  • Sağlık sorunlarında doktora götürülmemesi veya tedavi masraflarının üstlenilmemesi
  • Bakım alacaklısının yaşadığı konutun ihmal edilmesi, ısıtma ve temel ihtiyaçların kesilmesi
  • Bakım borçlusunun uzun süreli olarak ortadan kaybolması veya iletişimi kesmesi

Örneğin bakım borçlusu, sözleşmenin ilk iki yılında dayısıyla aynı evde yaşayıp düzenli ilgilenirken, sonrasında yurt dışına taşınıp aylarca haber vermeden kaybolabilir. Bu süre zarfında dayısının günlük ihtiyaçları karşılanmaz, hastaneye tek başına gitmek zorunda kalır. Bu tablo, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bakım borçlusu tarafından ağır şekilde ihlal edildiği bir örnektir ve bakım alacaklısına fesih hakkı tanır.

Sözleşmenin Sona Erme Yolları: Genel Çerçeve

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi çeşitli yollarla sona erebilir. Bakım alacaklısının ölümü, sözleşmeyi kendiliğinden sonlandıran en doğal yoldur, çünkü sözleşmenin amacı zaten bu kişiye hayatı boyunca bakılmasıdır. Taraflar ayrıca anlaşarak sözleşmeyi her zaman sona erdirebilir. Bunların dışında kanun, bakım borcunun ihlali veya başka önemli sebeplerin varlığı halinde iki ayrı fesih yolu tanımıştır.

Örneğin bakım alacaklısı doğal ömrünü tamamlayıp vefat ettiğinde, sözleşme kendiliğinden sona erer ve bakım borçlusu devraldığı malvarlığını kalıcı olarak elinde tutar. Ancak sözleşme süresince bakım borcu ciddi şekilde ihlal edilmişse, bakım alacaklısının hayattayken bu durumu fesih yoluyla sonlandırması mümkündür. Aşağıdaki üç başlık, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin fesih yoluyla sona ermesinde kanunun öngördüğü üç ayrı yolu, hangi şartlarda hangisinin işletilebileceğini ayrı ayrı ele alır.

Önel Vererek Fesih: Oransızlık Hali (TBK m.616)

TBK m.616, taraflar arasındaki edimler arasında önemli bir oransızlık bulunması ve fazla edim alan tarafın bağış amacıyla hareket ettiğini ispat edememesi halinde, diğer tarafa altı ay önceden bildirmek koşuluyla sözleşmeyi her zaman feshedebilme hakkı tanır. Bu fesih için herhangi bir haklı sebep göstermeye gerek yoktur, kanun bunu doğrudan oransızlığa bağlamıştır.

Oransızlığın tespitinde, devredilen malvarlığının sermaye değeri ile buna karşılık bağlanması gereken irat arasındaki fark esas alınır. Örneğin piyasa değeri yüksek bir taşınmazı devreden bakım alacaklısına sağlanan bakımın değeri bununla kıyaslanamayacak kadar düşük kalmışsa, bakım alacaklısı altı ay önceden bildirimde bulunarak ölünceye kadar bakma sözleşmesini feshedebilir. Fesihten önce yapılan edimler, faiziyle birlikte taraflar arasında denkleştirilir.

Peki bakım borçlusu bu fesihten nasıl kurtulabilir? Kanun, fazla edim alan tarafa bir çıkış yolu tanımıştır, bu taraf oransızlığın aslında bir bağış niyetiyle kabul edildiğini ispat ederse fesih talebi reddedilir. Örneğin bakım alacaklısı, taşınmazı devrederken torununa ayrıca bir miktar değeri hediye etmek istediğini yazılı olarak beyan etmişse, bu beyan bağış amacının ispatında güçlü bir delil oluşturur ve oransızlığa dayalı fesih engellenebilir. Bu yüzden sözleşme kurulurken tarafların niyetini sözleşme metnine açıkça yazması, ileride doğabilecek fesih tartışmalarını önemli ölçüde azaltır.

Önel Vermeden Derhal Fesih: Haklı Sebep Hali (TBK m.617)

TBK m.617, sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranış nedeniyle sözleşmenin devamının çekilmez hale gelmesi ya da başka önemli bir sebebin ifayı imkânsız veya aşırı derecede güçleştirmesi durumunda, tarafların önel vermeden derhal fesih hakkına sahip olduğunu düzenler. Bakım borcunun ağır şekilde ihlal edildiği durumlarda başvurulacak asıl hüküm budur.

Burada tartışmalı olan nokta, hangi davranışların devamı çekilmez hale getirdiğinin sınırının nasıl çizileceğidir. Tek seferlik bir ihmal veya kısa süreli bir iletişimsizlik, kural olarak derhal fesih için yeterli görülmemelidir, çünkü kanun bunu istisnai ve ağır bir çözüm olarak tasarlamıştır. Buna karşılık süreklilik arz eden, bakım alacaklısının temel ihtiyaçlarını tehlikeye atan bir ihmal, derhal feshi haklı kılar. Kanaatimizce burada belirleyici olan ihlalin tekrarı ve bakım alacaklısının sağlığı veya güvenliği üzerindeki somut etkisidir, yoksa her uyumsuzluk derhal feshe konu edilirse ölünceye kadar bakma sözleşmesinin öngörülebilirliği zedelenir.

Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiğinde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri vermek ve kusursuz tarafın bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur. Kanun ayrıca hakime, fesih yerine bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlama seçeneği de tanımıştır. Bu seçenekte hakim, tarafların aile topluluğu içinde birlikte yaşamasına son vererek sözleşmeyi bir gelir ilişkisine dönüştürür. Özellikle birlikte yaşamanın çekilmez hale geldiği ama sözleşmenin tamamen ortadan kalkmasının istenmediği durumlarda bu yol gündeme gelir.

Kısmi İfa Durumunda Fesih Sonuçları Nasıl Hesaplanır?

Sözleşme çoğu zaman uzun bir süre sorunsuz işler, ihlal ancak yıllar sonra ortaya çıkar. Bakım borçlusunun kusuruyla feshedilen sözleşmede kural, kusurlu tarafın aldığını iade etmesidir (TBK m.617).

Örneğin bakım borçlusu ilk üç yılda düzenli bakım sağlamış, dördüncü yılda ihmale başlamış olsun. Sözleşme bu ihmal nedeniyle feshedildiğinde bakım borçlusu devraldığı taşınmazı iade etmekle yükümlüdür. İlk üç yılda sağladığı bakımın karşılığını ayrıca isteyip isteyemeyeceği ise somut olaya göre sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Edimlerin anapara ve faiziyle denkleştirilmesi ise kanunda önel verilerek fesih (TBK m.616) için açıkça düzenlenmiştir.

Bakım Borçlusunun Ölümü Halinde Fesih Hakkı (TBK m.618)

TBK m.618, bakım borçlusunun ölmesi halinde bakım alacaklısına bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteme hakkı tanır. Bu düzenleme mantıklıdır, çünkü ölünceye kadar bakma sözleşmesinin temelinde bakım borçlusunun kişisel olarak bakım sağlaması yatar ve bu kişi öldüğünde mirasçıların aynı özeni göstermesi her zaman garanti edilemez.

Örneğin bakım borçlusu olan kişi vefat ettiğinde, mirasçıları bakım yükümlülüğünü üstlenmek istemeyebilir veya bakım alacaklısıyla hiçbir yakınlıkları olmayabilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bir yıl içinde feshi talep ederek, iflas masasından isteyebileceği tutarda bir ödemeyi mirasçılardan isteme hakkını kullanabilir. Bir yıllık bu süre hak düşürücü niteliktedir, bakım alacaklısının bu süreyi takip etmesi önemlidir.

Mirasçıların mirası kabul etmek zorunda olmadığı da burada hatırlanmalıdır. Bakım borçlusunun mirasçıları, devraldığı malvarlığıyla birlikte bakım yükümlülüğünü de reddedip mirası reddedebilir. Mirasçıların bir kısmı reddederse miras reddetmeyenlere kalır; en yakın yasal mirasçıların tamamı reddederse tereke sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir (TMK m.612). Bakım alacaklısı bu durumda da bir yıl içinde feshi talep edip TBK m.618’deki tutarı tasfiyede alacak olarak ileri sürebilir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bu yönü, bakım borçlusunun ölümünün bakım alacaklısını savunmasız bırakmaması için özel olarak tasarlanmıştır.

Fesih Sonrası Talep Edilebilecekler: Tapu İptali mi, Bedel mi?

Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri, fesih sonrasında bakım alacaklısının devrettiği taşınmazı aynen geri alıp alamayacağıdır. Taşınmaz hâlâ bakım borçlusunun üzerindeyse ve üçüncü bir kişiye devredilmemişse, fesih sonucunda tapu iptal ve tescil davası açılarak taşınmazın aynen geri alınması mümkündür. Ancak taşınmaz bu süre içinde iyiniyetli üçüncü bir kişiye satılmış veya icra yoluyla el değiştirmişse, aynen iade artık mümkün olmaz.

Böyle bir durumda bakım alacaklısının elinde kalan tek seçenek, taşınmazın bedelinin ödenmesini istemektir. Kanaatimizce doğru yaklaşım, bedelin dava tarihindeki güncel değer üzerinden hesaplanmasıdır, sözleşme tarihindeki değerin esas alınması bakım alacaklısını güncel piyasa koşullarından mahrum bırakır. Örneğin taşınmaz, bakım borçlusunun borçları nedeniyle icra yoluyla satılmışsa, tapu iptali artık istenemez, ancak bakım alacaklısı taşınmazın güncel bedelini talep edebilir.

Bakım Borçlusunun Alacaklıları Devredilen Taşınmazı Haczettirebilir mi?

Taşınmaz bir kez bakım borçlusu adına tescil edildiğinde, hukuken onun malvarlığının bir parçası haline gelir. Bu nedenle bakım borçlusunun kendi kişisel borçları nedeniyle icra takibine uğraması durumunda, devredilen taşınmaz da haciz konusu olabilir. Bu noktada bakım alacaklısını koruyan mekanizma, az önce değinilen yasal ipotek hakkıdır.

Örneğin evini yeğenine devreden bir kişi düşünelim. Yeğen, iş hayatında başka bir alanda borçlanıp icra takibine uğrarsa, alacaklıları bu taşınmazı haczettirip sattırabilir. Ancak bakım alacaklısının tapu siciline tescil ettirdiği yasal ipotek hakkı varsa, icra satışından elde edilen bedelden alacağının öncelikli olarak karşılanmasını isteyebilir. Bu nedenle ölünceye kadar bakma sözleşmesi kapsamında taşınmaz devredildiğinde, ipotek hakkının tapu kaydına işlenip işlenmediğinin kontrol edilmesi, bakım alacaklısı için kağıt üzerinde kalan bir haktan daha fazlasını, fiilen kullanılabilir bir güvenceyi ifade eder.

Sözleşme Kurulurken Sık Yapılan Hatalar

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi imzalamaya karar veren taraflar, genellikle sürecin ilk aşamasında bazı uygulama hatalarına düşer. Bu hatalar, sözleşme yıllar sonra uyuşmazlık konusu olduğunda tarafların elini zayıflatır.

  • Bakım kapsamının sözleşmede somut olarak tanımlanmaması, sadece “bakılacaktır” gibi genel bir ifadeyle geçilmesi
  • Devredilen malvarlığının değeri ile sağlanacak bakımın değeri arasındaki oranın hiç değerlendirilmemesi
  • Sözleşmenin yalnızca sözlü olarak ya da adi yazılı şekilde yapılması, resmi şekil şartının göz ardı edilmesi
  • Bakım borçlusunun mali durumunun ve bakım kapasitesinin sözleşme öncesinde araştırılmaması

Örneğin bir aile, yaşlı büyükanneleri için komşu bir aileyle anlaşıp sözleşmeyi kağıda yazıp imzalamakla yetinebilir, noterde resmi şekle başvurmayı gerekli görmeyebilir. Yıllar sonra bakım borcu ihmal edildiğinde, aile mahkemede sözleşmenin şekil şartını taşımadığını öğrenir ve taşınmazın devrini talep edemez. Bu nedenle sözleşme kurulmadan önce bu hataların tek tek gözden geçirilmesi, sonradan telafisi mümkün olmayan kayıpların önüne geçer.

Bir diğer sık görülen hata, sözleşmenin tek bir bakım borçlusu üzerinden kurulup, bu kişinin günlük hayatındaki değişikliklerin (evlilik, taşınma, iş değişikliği) sözleşmeye hiç yansıtılmamasıdır. Bakım alacaklısı, bakım borçlusunun hayatında yaşanabilecek değişikliklere karşı sözleşmeye ek güvenceler, örneğin düzenli ziyaret sıklığı veya bakımın ikinci bir kişi tarafından da takip edilmesi gibi şartlar koyabilir. Bu tür önlemler, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin ileride tek bir kişinin hayatındaki değişikliğe bağımlı kalmasını önler.

İspat Yükü ve Delil Meselesi

Bakım borcunun ihlal edildiğini ispat yükü, kural olarak feshi talep eden bakım alacaklısına aittir. Bu, pratikte zorlu bir süreç olabilir, çünkü ihmal genellikle kapalı bir ev ortamında yaşanır ve doğrudan tanığı olmayabilir.

Bakım alacaklısı, ihmali ispatlamak için hastane ve sağlık kuruluşu kayıtlarından, komşu ve akraba tanıklıklarından, varsa yazışma ve mesaj kayıtlarından yararlanabilir. Örneğin bakım alacaklısının aylarca doktor kontrolüne gitmediğini gösteren sağlık kayıtları, bakım borçlusunun bu süreçte evde bulunmadığını doğrulayan komşu beyanlarıyla birleştiğinde, mahkeme önünde güçlü bir delil bütünü oluşturur. İhtarname göndermek ve bu ihtarnameye verilen cevapsızlığı belgelemek, ölünceye kadar bakma sözleşmesindeki ihlalin süreklilik taşıdığını göstermek açısından da faydalıdır.

Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne. Bakım borçlusu da kendisine yöneltilen ihlal iddialarına karşı savunma yapabilir, bakımın fiilen sağlandığını market alışverişi fişleri, fatura ödemeleri, hastane randevu kayıtları veya düzenli ziyaretleri gösteren fotoğraf ve mesaj kayıtlarıyla ispatlayabilir. İki tarafın da kendi iddiasını somut belgeyle desteklemesi, davanın sözlü iddialar üzerinden değil, elle tutulur delil üzerinden yürümesini sağlar ve bu da sürecin öngörülebilirliğini artırır.

Sonuç: İzlenecek Yol

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi kurulurken ve yürütülürken dikkat edilmesi gereken pratik adımlar şu şekilde sıralanabilir.

  1. Sözleşmenin mutlaka resmi şekilde, sulh hakimi, noter veya taşınmaz devrediliyorsa tapu müdürlüğü önünde ve iki tanık huzurunda düzenlenmesi
  2. Bakım kapsamının sözleşmede somut olarak tanımlanması, gıda, konut, sağlık giderleri gibi unsurların ayrı ayrı belirtilmesi
  3. Devredilen taşınmaz üzerindeki yasal ipotek hakkının tapu kaydında görünür olup olmadığının kontrol edilmesi
  4. Bakım borcunun ihlali şüphesi doğduğunda gecikmeden belge toplanması ve ihtarname gönderilmesi
  5. Bakım borçlusunun ölümü halinde bir yıllık fesih süresinin takip edilmesi

Bu adımların her biri, hem bakım alacaklısının hem de bakım borçlusunun haklarının korunmasına hizmet eder. Sözleşmenin niteliği gereği uzun bir zaman dilimine yayılması, taraflar arasındaki güvenin yazılı ve somut kurallarla desteklenmesini gerekli kılar.

Son olarak şunu da eklemek gerekir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi imzalamadan önce, devredilecek malvarlığının gerçek değerinin bağımsız bir şekilde belirlenmesi ve bu değerin sağlanacak bakımla karşılaştırılması, hem oransızlık iddialarının önüne geçer hem de tarafların sözleşmeye başlarken aynı beklentiler içinde olmasını sağlar. Sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkacak bir uyuşmazlıkta geriye dönüp bu dengeyi yeniden kurmak, önceden kurmaktan çok daha zor ve maliyetlidir.

Son güncelleme: Ekim 2026

Yasal Uyarı

Bu blog içerikleri genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut hukuki sorunlarınız için bir avukata danışmanız önerilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir