İhtiyati haciz, bir alacaklının dava veya icra takibinden önce ya da bunlar sürerken, borçlunun malvarlığının mahkeme kararıyla geçici olarak haczedilmesini sağlayan bir tedbirdir. İcra ve İflas Kanunu’nun 257 ile 265. maddeleri arasında düzenlenen bu kurum, alacaklıya hız kazandırırken sıkı sürelere de bağlanmıştır. Karar verildikten sonra on gün içinde icra dairesinden infazı istenmeli; dava veya takipten önce konulan hacizlerde ayrıca haczin uygulanmasından itibaren yedi gün içinde takip veya dava açılmalıdır. Bu süreler kaçırıldığında tedbir kendiliğinden ortadan kalkar.
İhtiyati Haciz Hangi İhtiyaca Cevap Verir?
Bir ticari alacak davası ya da icra takibi, borçlunun itirazları ve mahkemelerin iş yükü nedeniyle aylarca, bazen yıllarca sürebilir. Alacaklı bu süre boyunca elini kolunu bağlı tutarsa, borçlu malvarlığını üçüncü kişilere devredip icrayı anlamsız kılabilir. İhtiyati haciz işte bu riske karşı tasarlanmış bir geçici hukuki koruma aracıdır. Asıl alacağın esasını incelemez, sadece ileride alınacak hükmün veya yapılacak takibin sonuçsuz kalmasını önler.
Bu riskin ekonomik boyutu küçümsenmemelidir. Bir işletmenin tahsil edemediği alacak, kendi tedarikçilerine olan ödemelerini de geciktirir ve zincirleme bir nakit sıkışıklığına yol açabilir. Dava sürecinin aylarca sürmesi beklenirken borçlunun malvarlığı küçülürse, davayı kazanmak alacaklıya pratik bir fayda sağlamaz. İhtiyati haciz bu açığı, esas uyuşmazlık çözülmeden önce kapatan bir ara mekanizma olarak işlev görür.
Örneğin Kartal’da inşaat malzemesi tedarik eden bir toptancı firma, müteahhit bir şirkete 400.000 TL değerinde malzeme satmış ve vadesi gelen faturayı tahsil edememiştir. Müteahhidin başka bir projedeki hakediş alacaklarını üçüncü kişilere temlik ettiğine dair bilgi aldığında, dava açmayı beklemek yerine önce ihtiyati haciz talep ederek müteahhidin banka hesapları ve menkul kıymetleri üzerine geçici bir güvence koydurabilir. Bu kurumun 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu‘nda ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olması, uygulamada keyfi kullanımı sınırlayan şartlar getirmiştir.
İhtiyati Haciz ile İhtiyati Tedbir Arasındaki Fark
İhtiyati haciz, yalnızca para alacaklarına özgü bir koruma yoludur ve doğrudan borçlunun malvarlığı üzerinde bir kısıtlama kurar. Buna karşılık ihtiyati tedbir, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen ve para alacağı dışındaki uyuşmazlıklarda (örneğin bir taşınmazın tapu kaydına ilişkin bir iddia, bir sözleşmenin ifasının durdurulması gibi) başvurulan daha genel bir koruma aracıdır. Bir alacaklı parasal bir talebi güvenceye almak istiyorsa ihtiyati haciz yolunu, parasal olmayan bir hakkı korumak istiyorsa ihtiyati tedbir yolunu seçer. Aynı uyuşmazlıkta iki kurumun birlikte kullanılması nadiren gerekli olur.
Toptancı firma örneğinde alacak doğrudan bir para borcu olduğu için ihtiyati haciz doğru araçtır. Ancak aynı toptancı firma, müteahhidin elindeki belirli bir inşaat makinesinin kendisine ait olduğunu iddia ediyorsa, bu aynî nitelikli iddia için ihtiyati haciz değil ihtiyati tedbir yoluna başvurması gerekir.

İhtiyati Haciz Talebinde Bulunabilmenin Şartları
İİK m.257 hükmü, ihtiyati haciz talebini üç temel şarta bağlar. Öncelikle ortada bir para alacağı bulunmalıdır. Alacak aynî bir hak veya yapma-yapmama borcu ise ihtiyati haciz yoluna başvurulamaz, bunun yerine ihtiyati tedbir kurumuna gidilir. İkinci şart, alacağın rehinle teminat altına alınmamış olmasıdır. Zaten bir rehin hakkıyla güvence altına alınmış alacak için ayrıca ihtiyati haciz istenmesi, alacaklıya aynı güvenceyi iki kez sağlamak anlamına gelir ve kanun bunu öngörmez.
Vadesi Gelmiş Alacak Kuralı ve İstisnaları
Kural olarak alacağın vadesinin gelmiş olması gerekir. Ancak kanun, vadesi henüz gelmemiş alacaklar için sınırlı istisnalar tanımıştır. Borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması ya da taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını kaçırdığına, kaçıracağına veya kendisi kaçmaya hazırlandığına dair somut emareler bulunması halinde, vade beklenmeden de ihtiyati haciz talep edilebilir. Bu istisnai hallerde mahkeme, alacaklının ileri sürdüğü emareleri değerlendirirken geniş bir takdir yetkisine sahiptir.
Yukarıdaki örnekte, müteahhidin hakediş alacağını temlik etmesi, henüz vade gelmeden de ihtiyati haciz talebine zemin hazırlayan türden bir emare olarak değerlendirilebilir. Toptancı firma bu bilgiyi dilekçesinde somut biçimde ortaya koyarsa, vade gelmeden harekete geçme şansı artar.
Rehinle teminat şartının bir ayrıntısı da kısmi rehin durumunda ortaya çıkar. Alacağın yalnızca bir kısmı rehinle karşılanmışsa, doktrinde ve uygulamada kabul gören görüşe göre, rehnin karşılamadığı kısım için ihtiyati haciz talep edilebilir. Örneğin müteahhide verilen malzeme bedelinin bir kısmı için şirketin bir aracı üzerinde rehin tesis edilmişse, toptancı firma yalnızca rehinle karşılanmayan bakiye alacak için ihtiyati haciz isteyebilir, rehinli kısım için bu yola başvuramaz.
İhtiyati Haciz Kimler Tarafından ve Kime Karşı İstenebilir?
Talepte bulunma hakkı, alacağın gerçek sahibi olan her gerçek veya tüzel kişi alacaklıya aittir. Alacağını henüz dava ya da takip yoluyla talep etmemiş olması önemli değildir. Talebin yöneldiği taraf borçlunun kendisidir, ancak borçluya ait olup üçüncü bir kişinin elinde bulunan mallar da haciz kapsamına girebilir. Bu durumda üçüncü kişinin, haczedilen malın borçluya değil kendisine ait olduğunu ileri sürme hakkı doğar ve bu iddia ayrı bir istihkak sürecinde değerlendirilir.
Örneğin müteahhit firmanın bir iş ortağı üzerine kayıtlı gözüken ama gerçekte müteahhide ait olduğu iddia edilen bir vinç, ihtiyati haciz kapsamına alınabilir. İş ortağı bu durumda malın kendisine ait olduğunu ayrı bir yolla ispatlamak zorunda kalır. Bu iddia, ihtiyati haciz kararını veren mahkemede değil, icra mahkemesinde açılacak ayrı bir istihkak davası yoluyla ileri sürülür. Mahkeme malın gerçek sahibini tespit edene kadar haciz üzerindeki kısıtlama devam eder.
Borçlunun bir şirket olduğu hallerde, ihtiyati haczin yalnızca şirketin tüzel kişiliğine ait malvarlığına yönelebileceği de gözden kaçırılmamalıdır. Şirket ortağının veya yöneticisinin kişisel malvarlığı, şirket borcu nedeniyle kural olarak haczedilemez; ancak şirketin ortaktan olan alacakları (örneğin ödenmemiş sermaye borcu) şirketin malvarlığına dahil olduğu için haczedilebilir. Toptancı firma örneğinde, müteahhit şirketin ortağının kişisel hesabı değil, şirketin kendi ticari hesapları doğru hedef olacaktır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme, Talebin İncelenme Usulü
İİK m.258 ve m.50 uyarınca talep, dava açılmadan önce davanın görüleceği mahkemeye, dava açıldıktan sonra ise esas davaya bakan mahkemeye yöneltilir. Kanun, mahkemeye tarafları dinleyip dinlememe konusunda geniş bir takdir yetkisi tanımıştır. Uygulamada çoğu ihtiyati haciz kararı, borçlu haberdar olup mal kaçırma fırsatı bulamadan, yani borçlu dinlenmeden (gıyapta) verilir. Alacaklıdan istenen ispat standardı da tam ispat değil, mahkemeye alacağın varlığı ve haciz sebepleri konusunda yeterli bir kanaat oluşturacak delillerin sunulmasıdır.
Toptancı firmanın avukatı dilekçeye fatura örneklerini, mal teslim tutanaklarını, ödeme vaadi içeren yazışmaları ve müteahhidin alacaklarını devrettiğine dair edindiği bilgileri ekler. Mahkeme bu belgeler üzerinden, duruşma açmadan dosya üzerinden karar verebilir.
İhtiyati Haciz Talebi Dilekçesinde Yer Alması Gereken Unsurlar
Dilekçenin içeriği, mahkemenin hızlı ve doğru bir kanaate ulaşması açısından belirleyicidir. Dilekçede alacaklı ve borçlunun kimlik veya ticaret sicil bilgileri, alacağın hangi hukuki ilişkiden (satış, hizmet, kira, kambiyo senedi gibi) doğduğu, alacağın miktarı ve varsa faiz talebi açıkça belirtilmelidir. Ardından, ihtiyati haciz sebebinin hangi şarta (vadenin gelmiş olması ya da m.257’deki istisnai hallerden biri) dayandığı somut olgularla anlatılmalı ve bu olgulara ilişkin belgeler dilekçeye eklenmelidir.
Mümkünse borçluya ait, haczedilmesi istenen malların (banka hesabı, araç, taşınmaz, alacak) konumu da dilekçede belirtilir. Bu bilgi, kararın infazını hızlandırır çünkü icra dairesi hangi mal üzerine haciz koyacağını araştırmak zorunda kalmaz. Toptancı firma örneğinde avukat, müteahhidin hangi bankada hesabı bulunduğunu önceden araştırıp dilekçeye eklerse, infaz süreci günler değil saatler içinde tamamlanabilir.
Dilekçeye eklenecek delil listesi de ihmal edilmemelidir. Yazılı belgeler (fatura, sözleşme, yazışma) yanında, alacağın varlığını veya mal kaçırma emarelerini destekleyen tanık beyanları da delil olarak gösterilebilir. Ancak mahkeme çoğu zaman dosya üzerinden karar verdiğinden, tanık dinletmek yerine beyanların yazılı tutanak veya noter onaylı beyan şeklinde dilekçeye eklenmesi, talebin hızlı sonuçlanmasını kolaylaştırır.
Teminat Zorunluluğu ve Haksız İhtiyati Haciz Sorumluluğu
İhtiyati haciz, borçlu dinlenmeden ve esas uyuşmazlık incelenmeden verildiği için kanun, olası haksızlıkların bedelini önceden güvenceye bağlamıştır. İİK m.259 gereği alacaklı, ihtiyati haczin haksız çıkması halinde borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayacağı zararlardan sorumludur ve bu sorumluluğu karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği bir teminatı yatırmakla yükümlüdür. Teminatın miktarı kanunda sabit bir oranla belirlenmemiş, hakimin somut olayın özelliklerine göre takdir etmesine bırakılmıştır.
Teminatın Takdiri ve Muafiyet Halleri
Bu noktada iki görüş çatışır. Bir kesim, teminat oranının önceden belirli olmamasının alacaklı için öngörülemezlik yarattığını düşünür. Kanaatimizce ise takdir hakkının esnekliği daha isabetlidir. Çünkü güçlü belgeye dayanan bir alacakla zayıf delile dayanan bir alacağın risk düzeyi aynı değildir ve hakimin somut dosyaya göre teminatı artırıp azaltabilmesi, tarafların menfaatini daha dengeli korur. Alacağın bir ilama (mahkeme kararına) dayanması halinde teminat aranmaması bu dengeyi bozmaz, zira ortada zaten yargı denetiminden geçmiş bir hak tespiti vardır. Alacak ilam niteliğinde bir belgeye dayanıyorsa ise teminata gerek olup olmadığını mahkeme takdir eder (İİK m.259).
Haksız Çıkan İhtiyati Hacizde Tazminat Sorumluluğu
İhtiyati haczin haksız olduğu, yani mahkemenin ihtiyati haczi kaldırması, davanın reddedilmesi ya da talebin esastan haksız bulunması gibi durumlarda ortaya çıkarsa, borçlu ve varsa üçüncü kişi, uğradıkları zararın tazmini için alacaklıya karşı dava açabilir. Bu dava, ihtiyati haczi veren mahkemede de görülebilir, bu da borçlu açısından ayrı bir yetki tartışması yapma zorunluluğunu ortadan kaldırır. Müteahhit firma, eğer dava sonunda toptancı firmanın alacağının bulunmadığı anlaşılırsa, haciz nedeniyle banka hesaplarının bloke kalmasından kaynaklanan somut zararlarını talep edebilir. Bu noktada mahkemenin önceden aldığı teminat, tazminatın tahsilini kolaylaştıran bir güvence işlevi görür.
Burada gözden kaçan bir nokta, teminatın bir tavan değil güvence niteliğinde olmasıdır. Mahkemece belirlenen teminat tutarı, borçlunun fiilen uğradığı zararı karşılamaya yetmeyebilir. Bu durumda borçlu, teminatın üzerindeki zarar kısmı için alacaklının genel malvarlığına yönelik ayrı bir tazminat talebinde bulunabilir. Teminat, tazminat davasının üst sınırını değil, yalnızca tahsili kolaylaştıran bir ilk güvenceyi oluşturur.
Kararın İnfazı ve On Günlük Kesin Süre
İİK m.261, ihtiyati haciz kararının alınmasıyla iş bitmediğini açıkça gösterir. Alacaklı, kararın verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemek zorundadır; borçlunun başka yerlerdeki malları için bu daire talimat yoluyla işlem yapar. Bu süre içinde başvuru yapılmazsa ihtiyati haciz kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Önemli bir ayrıntı, on günlük sürenin başvuru için öngörülmüş olmasıdır. İcra dairesinin fiilen haczi uygulamasının bu süreyi aşması alacaklıya yüklenemez.
Uygulamada tartışılan bir nokta, bu on günlük sürenin ne zaman başladığıdır. Kararı ilk derece mahkemesi vermişse süre, kararın verildiği tarihten işler. Ancak karar bölge adliye mahkemesi (istinaf) tarafından verildiğinde, kararın sisteme kayda geçtiği an ile tarafların kararı öğrenebildiği an arasında günler geçebilir. Bu nedenle bölge adliye mahkemesi kararlarında sürenin, kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlatılması gerektiği yönündeki yaklaşımı daha adil buluyoruz. Aksi yorum, tarafın haberdar olmadığı bir süreyi kaçırmasına yol açar ki bu, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmaz.
Toptancı firma örneğinde, mahkeme ihtiyati haciz kararını Salı günü verirse, firmanın avukatının takip eden on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesine başvurup kararın infazını talep etmesi gerekir. Aksi halde haftalarca süren hazırlık emeği ve masrafı boşa gider.
İnfaz talebi üzerine icra dairesinin yaptığı işlemler de belirli bir sıra izler. Daire önce kararın ve teminatın usulüne uygun olup olmadığını, teminatın yatırılıp yatırılmadığını kontrol eder, ardından haczi fiilen uygular ve bir haciz tutanağı tutar. Haciz borçlunun yokluğunda yapılmışsa tutanak borçluya tebliğ edilir, üçüncü kişilerin elinde bulunan mal veya alacaklar için ise ilgili üçüncü kişiye haciz ihbarnamesi gönderilir. Bu işlemlerin her biri, hem m.264’teki yedi günlük takip süresinin hem de m.265’teki itiraz süresinin başlangıç tarihini belirlediği için dosyada tarih sırasıyla titizlikle kayıt altına alınmalıdır.
Haczi Takibe veya Davaya Dönüştürme Süresi
İhtiyati haciz kalıcı bir sonuç değildir, sadece esas sürecin önünü açan bir ara adımdır. İİK m.264 gereği, dava açılmadan veya icra takibine başlanmadan önce ihtiyati haciz yaptıran alacaklı, haczin tatbikinden (gıyapta yapılmışsa tebliğinden) itibaren yedi gün içinde ya icra takibi başlatmak ya da dava açmak zorundadır. Bu süre geçirilirse ihtiyati haciz kendiliğinden kalkar ve borçlunun malları üzerindeki geçici kısıtlama sona erer.

Toptancı firma örneğinde avukat, haczin uygulanmasından itibaren yedi gün içinde müteahhit aleyhine ilamsız icra takibi başlatmalıdır; ödeme emri bu talep üzerine icra dairesince gönderilir. Aksi halde ihtiyati haciz kendiliğinden hükümsüz kalır; alacak ortadan kalkmaz ama borçlunun malları üzerindeki güvence kaybedilir ve yeni bir ihtiyati haciz için süreç baştan başlatılmak zorunda kalınır.
Borçlunun ve Üçüncü Kişilerin Karara İtirazı
İİK m.265, kendisi dinlenmeden ihtiyati haciz kararı verilen borçluya ve menfaati etkilenen üçüncü kişilere, bu kararın kaldırılması için yedi gün içinde itiraz etme hakkı tanır. Süre, haciz borçlunun huzurunda uygulanmışsa tatbik tarihinden, gıyapta yapılmışsa haciz tutanağının tebliğ tarihinden işlemeye başlar. Üçüncü kişiler için aynı yedi günlük süre, haczi öğrendikleri tarihten itibaren işler.
İtiraz sebepleri sınırlıdır ve genellikle kararın hukuki temelindeki zayıflıklara odaklanır. Borçlu, alacağın bir rehinle teminat altına alınmış olduğunu, alacağın henüz muaccel olmadığını, kanunun m.257’de saydığı şartların gerçekte oluşmadığını veya mahkemenin yetkili olmadığını ileri sürebilir. Ayrıca teminatın miktarına veya türüne de itiraz edebilir. Alacağın esasına ilişkin itirazlar bu aşamada değil, asıl dava veya icra takibi sürecinde ileri sürülür.
Müteahhit firma örneğinde, şirketin avukatı müteahhidin hakediş temlikinin aslında mal kaçırma amacı taşımadığını, ticari olağan bir işlem olduğunu belgeleyerek m.257’deki şartların oluşmadığını öne sürebilir. Mahkeme bu itirazı haklı bulursa ihtiyati haczi kaldırır.
İtiraz için öngörülen yedi günlük sürenin hukuki niteliği de pratik sonuç doğurur. Bu süre, tarafların iradesiyle uzatılamayan bir hak düşürücü süre niteliğindedir ve mahkeme tarafından resen, yani taraflardan talep gelmese dahi kendiliğinden gözetilir. Dolayısıyla borçlu, haklı bir itiraz sebebine sahip olsa bile süreyi bir gün geçirmişse itirazı dinlenmez. Bu nedenle tebliğ tarihinin doğru ve belgeyle ispatlanabilir biçimde tespiti, itiraz sebeplerinin içeriğinden daha az önemli değildir.
Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
İhtiyati haciz sürecinde en sık karşılaşılan hata, sürelerin takibinin gevşek tutulmasıdır. On günlük infaz süresi ile yedi günlük takip/dava açma süresi birbirine karıştırılır, biri doğru hesaplanırken diğeri atlanır. Bir diğer yaygın hata, talep dilekçesinde alacağın varlığına ilişkin somut delil sunmadan, sadece soyut iddialarla mahkemeyi ikna etmeye çalışmaktır. Mahkeme yeterli kanaate ulaşamazsa talebi reddeder.
Üçüncü sık hata, teminat yatırma yükümlülüğünün zamanında yerine getirilmemesidir. Mahkeme kararında belirtilen süre içinde teminat yatırılmazsa, kararın kendisi anlamını kaybeder ve icra dairesi infaz talebini yerine getirmez. Toptancı firma örneğinde, avukatın teminatı mahkeme veznesine yatırmayı geciktirmesi, tüm sürecin baştan itibaren zaman kaybına uğramasına yol açar.
Dördüncü bir hata, infaz talebinin yanlış icra dairesine yöneltilmesidir. İİK m.261 uyarınca infaz, kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden istenir; müteahhidin banka hesabı başka bir ilçede olsa bile bu daireye başvurulur ve daire diğer yerlerdeki mallar için talimat yoluyla işlem yapar. Yanlış daireye yapılan başvuru, on günlük süre içinde doğru daireye başvurulmadığı takdirde ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkması riskini doğurur.
Beşinci bir hata, yanlış borçlunun hedef gösterilmesidir. Alacaklı, ticari ilişkiyi kurduğu tarafın hukuki kimliğini (şahıs işletmesi mi, limited şirket mi, anonim şirket mi olduğunu) doğru tespit etmeden dilekçeyi hazırlarsa, mahkeme talebi reddedebilir veya infaz sırasında doğru malvarlığına ulaşılamaz. Toptancı firma örneğinde satış faturasının hangi tüzel kişi adına kesildiği, ihtiyati haciz talebinin kime karşı yöneltileceğini belirleyen temel referans noktasıdır.
Somut Örneklerle Sürecin İşleyişi
Bir ticari çek alacağı örneğinde, alacaklı firma elinde bulunan vadesi gelmiş ama karşılıksız çıkan çeke dayanarak, borçlunun ticari işletmesindeki makineler ve araçlar üzerine ihtiyati haciz talep edebilir. Çekin kendisi güçlü bir delil olduğundan mahkeme kanaate hızla ulaşır. Buna karşılık, henüz yazılı bir belgeye dayanmayan, sözlü anlaşmaya dayalı bir hizmet alacağında ispat yükü daha ağırdır ve mahkeme ek delil isteyebilir.
Bir başka örnek, bir şirket ortağının, ortaklıktan ayrılırken kendisine ödenmesi gereken pay bedelini tahsil edemediği durumdur. Şirketin başka bir yatırımcıya aktif satışı yapmaya hazırlandığına dair somut bilgiler varsa, ortak bu bilgileri delillendirerek vade beklemeden ihtiyati haciz talep edebilir. Her örnekte ortak nokta, alacaklının elindeki somut ve güncel bilgiyi zamanında ve doğru mahkemeye taşımasıdır.
Bir yüklenicilik ilişkisinde ise durum biraz daha katmanlıdır. Bir yapı taahhüt sözleşmesinde iş sahibi, yükleniciye ödemesi gereken hakediş bedelini geciktirirken, yüklenicinin elindeki işçi ve tedarikçi alacakları birikmeye başlamışsa, tedarikçi firmalar yükleniciye karşı ihtiyati haciz talep edebilir. Ancak bu talebin yöneldiği malvarlığının yüklenicinin kendisine ait olduğunun, iş sahibinden henüz tahsil edilmemiş hakediş alacağıyla karıştırılmadan gösterilmesi gerekir. Aksi halde mahkeme, haczedilmek istenen değerin kime ait olduğu konusunda tereddüde düşer ve talebi daha fazla delil istemeden kabul etmez.
İhtiyati Hacizle Karıştırılan Kurumlar
İhtiyati haciz, uygulamada bazen menfi tespit davası veya itirazın iptali davasıyla karıştırılır. Oysa bunlar farklı aşamalarda devreye giren, farklı işlevi olan kurumlardır. Menfi tespit davası, borçlunun bir borcu bulunmadığını ispatlamaya yönelik bağımsız bir dava türüdür ve ihtiyati haciz sürecinin bir parçası değildir. Benzer şekilde, itirazın iptali davası, ilamsız icra takibine yapılan itirazın ortadan kaldırılmasını amaçlar ve ihtiyati haciz aşamasından sonra, takip süreci tıkandığında başvurulan ayrı bir yoldur. İhtiyati haciz ise bu süreçlerin hiçbirinin önkoşulu değildir, sadece alacağın esası tartışılmadan malvarlığını güvenceye alan bir tedbirdir.
Alacaklının hangi aşamada hangi kuruma başvuracağını doğru belirlemesi, zaman ve masraf kaybını önler. Bu nedenle somut bir uyuşmazlıkta icra ve iflas hukuku kapsamındaki süreçlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi önemlidir.
Sonuç: İzlenecek Yol ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
İhtiyati haciz talebine girişmeden önce alacaklının izlemesi gereken sıra nettir. Önce alacağın para alacağı olup olmadığı ve rehinle teminata bağlı olup olmadığı netleştirilmeli, ardından vade durumu ve varsa istisnai haller somut belgelerle desteklenmelidir. Talep kabul edildiğinde takvim derhal işlemeye başlar. On gün içinde infaz, infazdan sonra yedi gün içinde takip veya dava, bu iki süre not defterine değil, ajandaya kesin tarihlerle işlenmelidir.
Borçlu tarafında ise, kendisi dinlenmeden verilen bir ihtiyati haciz kararıyla karşılaşan kişinin ilk yapması gereken, kararın ve haciz tutanağının tebliğ tarihini doğru tespit edip yedi günlük itiraz süresini kaçırmamaktır. Her iki taraf için de bu sürecin başarısı, hukuki dayanağın sağlamlığından çok, sürelerin disiplinli takibinden geçer.
Pratikte en çok karşılaşılan görünüm, güçlü bir yazılı delile (fatura, sözleşme, çek) dayanan alacaklının hızla sonuç alması, zayıf veya tartışmalı delile dayanan alacaklının ise hem mahkemeyi ikna etmekte hem de yüksek bir teminat yatırmakta zorlanmasıdır. Bu nedenle ihtiyati haciz yoluna başvurmadan önce elindeki delilleri ve olası teminat yükünü birlikte değerlendirmek, hem zaman hem de masraf açısından daha sağlıklı bir karar verilmesini sağlar.
Sürecin tamamını tek bakışta özetlemek gerekirse, alacaklının takip etmesi gereken üç kritik tarih şu şekildedir.
- Mahkemenin ihtiyati haciz kararını verdiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden infaz talep edilmelidir (m.261).
- Haczin tatbikinden veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde takip talebinde bulunulmalı veya dava açılmalıdır (m.264).
- Kendisi dinlenmeden aleyhine karar verilen borçlu, haczin tatbikinden (gıyapta yapılmışsa tutanağın tebliğinden), menfaati etkilenen üçüncü kişiler ise haczi öğrendikleri tarihten itibaren yedi gün içinde mahkemeye itiraz edebilir (m.265).
Yasal Uyarı

