Ortaklığın giderilmesi davası, miras kalan bir taşınmazda paydaşlar satış veya bölüşme konusunda anlaşamadığında, taşınmazı aynen bölerek veya artırmayla sattırarak paylı mülkiyeti sona erdiren dava türüdür. 2023 yılından itibaren bu davayı açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartı haline geldi ve 2026 itibarıyla bu kural hâlâ yürürlükte. Taşınmaz fiilen bölünebiliyorsa paylar aynen ayrılır, bölünemiyorsa satış bedeli paydaşlar arasında payları oranında paylaştırılır.
Bu yazı, ortaklığın giderilmesi davasının miras kalan taşınmazlara özgü yönlerine odaklanıyor. Şufa hakkı, muris muvazaası veya tenkis gibi farklı miras uyuşmazlıklarına burada girilmiyor, çünkü bunlar tamamen başka dava türleri ve başka bir incelemenin konusu.
Ortaklığın Giderilmesi Davası Nedir, Hangi Kanun Maddelerine Dayanır?
Türk Medeni Kanunu‘nun 698. maddesi her paydaşa, payına düşen taşınmaz üzerindeki paylı mülkiyetin paylaşılmasını isteme hakkı tanır. Bu hak kural olarak her zaman kullanılabilir ama paydaşlar arasında resmi şekilde yapılmış bir anlaşma varsa en çok on yıl süreyle sınırlanabilir ve taşınmazlarda bu anlaşma tapu kütüğüne şerh edilebilir. Anlaşma yoksa herhangi bir paydaş, istediği an ortaklığın giderilmesi davasını açabilir.
TMK m.699 ise paylaşmanın biçimini düzenler. Paydaşlar aralarında anlaşamazsa, taşınmaz fiilen bölünebiliyorsa aynen taksim istenir, bölünme mümkün değilse artırmayla satış yoluna gidilir. Miras kalan bir taşınmazda bu iki seçenek arasındaki tercih genellikle taşınmazın fiziki yapısına ve imar durumuna bağlı.
Paylı Mülkiyet ile Miras Ortaklığı (Elbirliği Mülkiyeti) Arasındaki Fark
Paylı mülkiyette her paydaş kendi payı üzerinde bağımsız şekilde tasarruf edebilir, payını diğer paydaşların onayı olmadan satabilir veya rehin verebilir. Mirasın açılmasıyla birlikte oluşan miras ortaklığı ise farklı çalışır. TMK m.640 uyarınca mirasçılar, tereke paylaşılıncaya kadar elbirliği mülkiyeti içindedir ve bu dönemde tek bir mirasçı, terekedeki belirli bir malın kendi payını bağımsız olarak üçüncü kişiye satamaz. Hak, terekenin bütününe yönelik soyut bir paya bağlıdır.
Bu fark pratikte şunu gösteriyor. Mirasçılar henüz tapuda kendi adlarına intikal yaptırmamışsa, önce mirasçılık belgesiyle intikal işlemi yapılması veya doğrudan miras ortaklığının giderilmesi talebiyle dava açılması gerekir. İntikal yapılıp taşınmaz mirasçılar adına paylı mülkiyet olarak tescil edildiyse, bu noktadan sonra klasik ortaklığın giderilmesi davası hükümleri uygulanır. Mirasçılardan biri doğrudan “ortaklığın giderilmesi davası” adıyla dava açsa bile, hakim bu talebi miras ortaklığının giderilmesi istemi olarak ele alabilir, çünkü aranan sonuç aynı yargılama içinde elde edilir.
Somut bir örnek üzerinden anlatalım. Kartal’da yaşayan üç kardeş, babalarından kalan bir apartman dairesine ortak mirasçı oluyor. Kardeşlerden biri daireyi satmak istiyor, diğer ikisi ise elde tutmak istiyor. Üçü de anlaşamadığı için ortaklığın giderilmesi davası açmak, bu tıkanıklığı çözmenin tek hukuki yolu haline geliyor.
Davayı Kimler Açabilir, Kime Karşı Açılır?
Paylı veya elbirliği mülkiyetindeki her paydaş, diğerlerinin onayına gerek olmadan ortaklığın giderilmesi davasını tek başına açabilir. Payın büyüklüğü önemli değil, en küçük paya sahip mirasçı da davayı başlatabilir. Ancak davada diğer tüm paydaşların davalı olarak gösterilmesi gerekir, çünkü bu dava zorunlu dava arkadaşlığı içerir ve eksik taraf teşkiliyle görülemez.
Miras kalan taşınmazlarda davacı ya da davalı sıfatını ispatlamak için mirasçılık belgesi (TMK m.598’de düzenlenen veraset ilamı) gerekir. Bu belge sulh hukuk mahkemesinden veya noterden alınabilir ve kim kaç pay sahibi olduğunu gösterir. Belge olmadan açılan dava, mahkemenin bu belgeyi sunması için süre vermesiyle devam edebilir ama süreci uzatır.
Paydaşlardan biri henüz reşit olmayan bir çocuksa veya kısıtlılık kararıyla bir vasinin gözetimi altındaysa, bu kişi adına davada yasal temsilcisinin hareket etmesi gerekir. Anne-baba ile çocuk arasında menfaat çatışması varsa mahkeme çocuğu temsil etmesi için ayrıca bir kayyım atanmasını isteyebilir, bu durum sürece ek bir aşama ekler. Vesayet ve temsil konusundaki genel kurallar bu noktada devreye girer.
Beş kardeşten oluşan bir mirasçı grubunu ele alalım. Bunlardan biri dava açtığında, diğer dört kardeşin de davalı olarak gösterilmesi şart. Dilekçede bir kardeş unutulursa mahkeme taraf teşkilinin tamamlanmasını ister, bu da davayı aylarca geciktirebilir. Ortaklığın giderilmesi davasında dava dilekçesinin hazırlanma aşaması bu yüzden kritik.

Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?
Ortaklığın giderilmesi davasına bakmakla görevli mahkeme, taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi‘dir. Yetki kesin yetki kuralına bağlı olduğundan, davanın başka bir yer mahkemesinde açılması mümkün değil ve yanlış mahkemede açılan dava yetkisizlik kararıyla sonuçlanır.
Miras kalan taşınmaz tek bir ilde değilse durum biraz karmaşıklaşır. Mirasçılara birden fazla şehirde taşınmaz kalmışsa, her taşınmaz için o taşınmazın bulunduğu yerde ayrı bir dava açılması gerekir; tek dilekçeyle farklı illerdeki taşınmazların aynı davaya dahil edilmesi kabul edilmiyor. Yargı uygulamasında, dava açıldıktan sonra ıslah yoluyla başka bir taşınmazın davaya eklenmesi de mümkün görülmüyor.
Örneğin Kartal’da oturan mirasçıların, babalarından kalan ve Antalya’da bulunan bir arsa için ortaklığın giderilmesi davasını Antalya Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açmaları gerekir. İstanbul’da ikamet etmeleri, davayı İstanbul’da açabilecekleri anlamına gelmez. Mirasçılardan biri yurt dışında yaşıyorsa, bu durum yetkiyi değiştirmez, sadece tebligat süresini uzatabilir.
Dava Açmadan Önce Zorunlu Arabuluculuk Şartı
7445 sayılı Kanunla 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen 18/B maddesi uyarınca, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunlu hale geldi. Bu kural 2026 itibarıyla hâlâ geçerliliğini sürdürüyor ve bir dava şartı niteliği taşıyor.
Arabuluculuk süreci, taraflardan birinin arabuluculuk bürosuna başvurusuyla başlar. Büro bir arabulucu görevlendirir, arabulucu da tüm paydaşları görüşmeye davet eder. Paydaşlardan biri geçerli bir mazereti olmadan ilk toplantıya katılmazsa, sonradan açılacak davada yargılama giderleri ve vekâlet ücreti bakımından aleyhine sonuçlarla karşılaşır (HUAK m.18/A-11).
Arabulucuya hiç başvurulmadan açılan ortaklığın giderilmesi davası, herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğundan usulden reddedilir. Arabulucuya başvurulmuş ancak son tutanak dava dilekçesine eklenmemişse, mahkeme tutanağın sunulması için bir haftalık kesin süre verir, bu sürede sunulmazsa dava yine usulden reddedilir (HUAK m.18/A-2).
Arabuluculuk süreci her zaman anlaşmazlıkla bitmiyor. Kartal’daki üç kardeş örneğimize dönersek, arabuluculuk görüşmesinde kardeşler dairenin satış fiyatında anlaşabilir ve dava açmadan bu konuyu arabuluculuk anlaşma belgesiyle kapatabilirler. Bu belge, icra edilebilirlik şerhi alındığında doğrudan icraya konu olabilen bağlayıcı bir belge niteliği taşır. Anlaşma olmazsa, arabulucunun verdiği son tutanakla dava açma yoluna gidilir.
TMK m.698’de belirtilen, paydaşlar arasında resmi şekilde yapılmış ve süresi henüz dolmamış bir paylaşmama anlaşması varsa, bu durumun arabuluculuk ve dava sürecine nasıl etki edeceği somut olaya göre değerlendirilmesi gereken bir konu; bu anlaşmaların süresi en çok on yıl olabiliyor.
Aynen Taksim mi, Satış Yoluyla Giderilme mi? Mahkeme Nasıl Karar Verir?
Mahkeme önce paydaşların aralarında anlaşıp anlaşamadığına bakar. Anlaşma varsa taksim buna göre yapılır. Anlaşma yoksa TMK m.699 gereği önce taşınmazın fiilen bölünüp bölünemeyeceği araştırılır, bu araştırma genellikle keşif ve bilirkişi incelemesiyle yapılır.
Bilirkişi, taşınmazın imar durumunu, fiziki yapısını ve bölündüğünde her parçanın bağımsız ve ekonomik olarak kullanılabilir olup olmayacağını değerlendirir. Bölünme mümkünse mahkeme aynen taksime karar verir, değilse artırmayla satışa hükmeder. Uygulamada bir apartman dairesi ya da tek bir bağımsız bölüm söz konusu olduğunda aynen taksim fiziken mümkün olmadığından, bu tür taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi davası neredeyse her zaman satışla sonuçlanır.
İki farklı senaryo bunu netleştirir. Geniş ve imar açısından parsellenebilir bir arsada üç paydaş arasında aynen bölüşme mümkün olabilir, çünkü her paydaşa bağımsız bir parsel düşebilir. Buna karşılık dört kardeşin ortak mirasçısı olduğu tek bir apartman dairesinde fiziki bölünme söz konusu olamayacağından, dava doğrudan satış kararına gider.
Taşınmazın Değer Tespiti ve Kıymet Takdirine İtiraz
Mahkeme yargılama sırasında keşif yapar ve taşınmazın bölünüp bölünemeyeceğini ve değerini araştırmak için bilirkişi görevlendirir. Heyet genellikle taşınmazı yerinde inceler, çevredeki benzer taşınmazların satış değerlerini, imar durumunu ve varsa üzerindeki yapının niteliğini dikkate alarak bir değer tespit raporu hazırlar.
Satış kararı kesinleştikten sonra ise satışa esas değer, satış memurluğunun yaptırdığı kıymet takdiriyle belirlenir. Paydaşlar bu kıymet takdirine, raporun tebliğinden itibaren yedi gün içinde satış kararını veren sulh hukuk mahkemesine itiraz edebilir (İİK m.128/a). Süresinde itiraz edilmeyen değer kesinleşir ve ihale bu değer üzerinden yapılır, bu yüzden itiraz süresinin kaçırılmaması önemlidir.
Örneğin dört kardeşin ortak olduğu dairede kıymet takdirinde belirlenen değerin piyasa koşullarına göre düşük kaldığını düşünen bir kardeş, süresi içinde itiraz ederek yeniden değerlendirme talep edebilir. İtiraz edilmezse, düşük bulunan bu değer dört kardeşin de payına yansıyacak şekilde kesinleşir.
Satış Yoluyla Giderilmede Süreç Nasıl İşler?
Taşınmazın değeri kesinleştikten sonra satış, mahkemenin görevlendirdiği satış memuru eliyle ve genel olarak icra hukuku kurallarına göre yürütülür. Satış memuru satış ilanını yaptırır, ilan kanunda belirlenen şekil ve içerikte düzenlenir. Paydaşların kendisi de dahil olmak üzere herkes satışa katılıp teklif verebilir.
Satış bedelinden masraflar düşüldükten sonra kalan tutar, paydaşlara payları oranında dağıtılır. İhale ve artırma usulüne ilişkin ayrıntılı kurallar (teminat tutarı, artırma turları, ihalenin feshi gibi konular) kendi başına kapsamlı bir inceleme gerektirdiğinden burada yalnızca genel çerçeve verildi.
Dört kardeşin ortak olduğu daire örneğinde, satıştan elde edilen bedel masraflar düşüldükten sonra her kardeşin payına denk gelen oranda bölüştürülür. Kardeşlerden biri ihaleye katılıp teklif vererek daireyi kendisi de alabilir, bu durumda o da diğer alıcılarla aynı ihale kurallarına tabi olur.
Veraset ve intikal vergisi beyannamesi ise satıştan bağımsız olarak, ölüm tarihinden itibaren kanuni süre içinde verilmelidir. Bu konuda veraset ve intikal vergisi sürecinin kendi usul ve istisnaları vardır.

Dava Sürerken Pay Devri ve Taraf Değişikliği
Ortaklığın giderilmesi davası sürerken bir paydaşın payını üçüncü bir kişiye satması mümkün. Bu durumda HMK m.125 uyarınca davanın konusu olan payın yeni sahibi, davaya taraf olarak dahil edilir ve yargılama bu kişiyle sürer.
Örneğin dava açıldıktan altı ay sonra paydaşlardan biri kendi payını bir akrabasına satabilir. Bu satış işlemi dava sürecini durdurmaz, yalnızca yeni malik önceki paydaşın yerine davaya dahil edilir ve yargılamaya aynı aşamadan devam edilir. Tapuda payın devredildiğine ilişkin kayıt, mahkemeye bildirilerek taraf değişikliğinin resmiyete dökülmesi gerekir.
Paydaşların payını devretme hakkı dava süresince devam ettiğinden, bu davalarda tapuya tedbir veya dava şerhi konulması uygulamada tartışmalıdır.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, ortaklığın giderilmesi davasının tazminat talebine dönüştürülememesidir. Dava sırasında bir paydaş, diğerinden ayrıca tazminat istemek isterse bunun için farklı bir dava açması gerekir; bu konu, taşınmazı tek başına kullanan paydaşa karşı açılan ecrimisil talebiyle ilgili ayrı bir yargılamanın konusu.
Dava Masrafları ve Vekalet Ücreti Kime Ait?
Ortaklığın giderilmesi davası açılırken maktu harç ödenir. Nispi karar ve ilam harcı satışta satış bedeli, aynen taksimde paylaştırılan taşınmazın değeri üzerinden alınır ve yargılama giderleriyle birlikte paydaşlara payları oranında yüklenir. Dava bir tarafın diğerine karşı “kazandığı” bir dava olmadığından, masraf dağılımı da olağan davalardaki gibi kazanan ve kaybeden ayrımına göre yapılmaz.
Satış yoluyla giderilmede masraflar genellikle satış bedelinden kesilir, taksim yoluyla giderilmede ise her paydaş kendi payına düşen taşınmazın harç ve masrafını üstlenir. Avukatla takip edilen dosyalarda vekâlet ücreti de uygulamada paydaşlara payları oranında yükletilir. Dört kardeşin dairesi satıldığında, satış memuru masrafları önce bedelden düşer, geri kalan tutarı kardeşler arasında paylaştırır.
Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen davalarda avukatla temsil zorunlu değil, paydaşlar kendi adlarına davayı takip edebilir. Ancak dosyanın birden fazla duruşma, keşif ve bilirkişi aşamasından geçmesi ve usul hatalarının telafisi zor sonuçlar doğurabilmesi nedeniyle, özellikle çok paydaşlı veya birden fazla taşınmazı kapsayan dosyalarda avukatla takip edilmesi sürecin daha az aksamayla ilerlemesine yardımcı olur. Keşif gününde paydaşların bizzat hazır bulunması zorunlu olmasa da, taşınmazın fiziki durumu hakkında bilirkişiye doğrudan bilgi verme imkânı sağladığı için faydalı olabilir.
Çok Sayıda Mirasçının veya Adresi Belirsiz Paydaşın Bulunduğu Davalar
Miras kalan taşınmazlarda paydaş sayısı bazen on, on beş kişiye kadar çıkabilir, özellikle birkaç el değiştirmiş mirasta mirasçıların mirasçıları da pay sahibi haline gelmiş olabilir. Bu tür dosyalarda tüm paydaşların doğru adresle davalı gösterilmesi, davanın en zahmetli aşamalarından biri haline gelir.
Paydaşlardan birinin adresi bilinmiyorsa veya tebligat yapılamıyorsa, mahkeme bu kişiye ilanen tebligat yoluna gidebilir. Mirasçılardan birinin yurt dışında yaşaması veya iletişim kurulamaması, davanın diğer paydaşlar yönünden ilerlemesini engellemez, ancak süreci uzatan bir faktördür.
Örneğin dededen kalan bir arsada, dedenin beş çocuğundan ikisi vefat etmiş ve onların da kendi çocukları (torunlar) pay sahibi olmuşsa, dava dilekçesinde doğrudan dedenin beş çocuğu değil, hayatta olan mirasçılarla birlikte bu torunların tek tek gösterilmesi gerekir. Mirasçılık belgesi bu zincirleme intikali netleştirmek için burada da kilit rol oynar.
Hangi Taşınmazlar Dava Kapsamına Girer?
Ortaklığın giderilmesi davasının konusu arsa, tarla, daire, işyeri gibi her tür taşınmaz olabilir, hatta birden fazla taşınmaz aynı anda miras kalmışsa paydaşlar bu taşınmazlardan bazılarını aynen bölüşüp bazılarını satış yoluyla paylaştırmayı da talep edebilir. Mahkeme, taşınmazların her birinin kendi özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirme yapar.
Bazı dosyalarda taşınmazın bir kısmı fiilen bölünebilir nitelikte olurken bir kısmı bölünemez. Örneğin geniş bir arazinin bir parçası imar planına göre ayrı parsellere bölünebiliyor, üzerindeki yapı ise bölünmeye uygun değilse, mahkeme kısmi taksime karar verebilir, yani bölünebilen kısmı aynen paylaştırırken bölünemeyen kısmı satışa çıkarabilir. Bu, tek bir taşınmazın içinde bile her iki çözümün bir arada uygulanabildiğini gösterir.
Günlük dilde “hisseli tapu” denilen durum, hukuken paylı mülkiyettir. Tapuda hisseli görünen bir taşınmaz zaten paylı mülkiyet rejimindedir ve her paydaşın hissesi tapu kaydında ayrıca yazılıdır. Miras yoluyla intikal eden ve henüz pay oranları netleşmemiş bir taşınmazda ise önce mirasçılık belgesine göre intikal yapılır, ardından tapuda hisseli hale gelen taşınmaz üzerinde paylı mülkiyet hükümleri işlemeye başlar.
Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
En sık görülen hata, arabuluculuğa başvurmadan doğrudan dava açmaktır. Bu durumda mahkeme dava şartı yokluğundan davayı usulden reddeder ve süreç baştan başlar, bu da hem zaman hem masraf kaybına yol açar.
İkinci sık hata, mirasçılık belgesi almadan veya tüm paydaşları davalı göstermeden dava açmaktır. Beş paydaştan birinin dilekçede unutulması, mahkemenin taraf teşkilinin tamamlanmasını istemesine ve davanın aylarca uzamasına sebep olur.
Üçüncü hata, farklı illerdeki birden fazla taşınmazı aynı dava dilekçesinde birleştirmeye çalışmaktır. Yargı uygulamasında başka bir taşınmazın sonradan ıslah yoluyla aynı davaya eklenmesi kabul görmüyor, bu nedenle her taşınmaz için ayrı dava açılması gerekiyor. Bir mirasçının, Antalya’daki arsa ile Kartal’daki daireyi aynı dilekçede birleştirmeye çalışması, dilekçenin düzeltilmesi için zaman kaybına yol açar.
Dördüncü hata, satış memurluğunun kıymet takdirine yedi günlük süre içinde itiraz etmemektir. Değerin piyasa koşullarına göre düşük kaldığını fark eden bir paydaş, itiraz süresini kaçırırsa bu düşük değer kesinleşir ve satış bu bedel üzerinden yürür, sonradan bu konuyu yeniden açmak mümkün olmaz.
Ortaklığın Giderilmesi Davasında Tartışmalı Bir Nokta: Aynen Taksim Neden Bu Kadar Nadir?
Kanun, aynen taksimi satıştan önce gelen asıl çözüm yolu olarak düzenliyor, satış ise bölünme mümkün olmadığında başvurulan ikincil bir yol. Ancak uygulamada ortaklığın giderilmesi davalarının büyük çoğunluğu satışla sonuçlanıyor, çünkü miras kalan taşınmazların çoğu tek bir daire veya bağımsız bölüm niteliğinde ve fiziken bölünmesi mümkün değil.
Bu noktada şahsi değerlendirmem, mahkemelerin “fiilen bölünebilirlik” ölçütünü dar yorumlamasının, aslında kanunun öngördüğü aynen taksim imkânını pratikte işlevsiz bıraktığı yönünde. Taşınmazın bölünemediği durumlarda, satıştan önce paydaşlardan birinin diğerlerinin payını bedelini ödeyerek satın alması ihtimalinin daha güçlü bir şekilde gözetilmesi, hem mirasçıların taşınmazla duygusal bağını koruyabilir hem de satış sürecinin getirdiği zaman ve masraf yükünü azaltabilir. Mevcut uygulamada bu ihtimal paydaşlar arasında bir anlaşma sağlanmadığı sürece mahkemece resen araştırılan bir seçenek değil, bu da sürecin gereğinden hızlı şekilde satışa evrilmesine neden oluyor.
Karşı görüş, satış yoluyla giderilmenin paydaşlar arası ihtilafı en objektif ve en hızlı şekilde çözen yöntem olduğunu, taşınmazın bir paydaşa devredilmesinin değerleme ve finansman güçlükleri doğurabileceğini savunuyor. Bu görüşte de haklılık payı var, özellikle paydaşlar arasında güven ilişkisi zayıfsa bedel üzerinde anlaşma sağlamak satıştan daha zor olabiliyor. Bana göre doğru yaklaşım, arabuluculuk aşamasının bu ihtimali gerçekten test eden bir zemine dönüştürülmesi, yani arabulucunun yalnızca “satılsın mı satılmasın mı” sorusunu değil, “paydaşlardan biri diğerlerinin payını alabilir mi” sorusunu da masaya yatırması.
Sonuç: Miras Kalan Taşınmazda İzlenecek Yol
Miras kalan bir taşınmazda paydaşlar arasında anlaşmazlık varsa, izlenmesi gereken adımlar belli bir sıra takip ediyor. Bu sıralama atlanırsa süreç gereksiz yere uzuyor.
- Mirasçılık belgesini sulh hukuk mahkemesinden veya noterden almak, kim kaç pay sahibi onu netleştirmek.
- Taşınmazın tapuda mirasçılar adına intikalinin yapılıp yapılmadığını kontrol etmek (intikal yapılmamış olsa da elbirliği mülkiyeti için dava açılabilir).
- Tüm paydaşlarla taşınmazın satışı, bölüşümü veya bir paydaşın diğerlerinin payını satın alması ihtimalini doğrudan görüşmek.
- Anlaşma sağlanamazsa arabulucuya başvurmak, çünkü bu artık bir seçenek değil, dava şartı.
- Arabuluculukta da sonuç alınamazsa, taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’nde tüm paydaşlara karşı ortaklığın giderilmesi davasını açmak.
Bu konuda gayrimenkul ve miras hukuku alanında somut dosyaya özgü bir değerlendirme yapılması, taşınmazın bölünebilir olup olmadığının ve dolayısıyla davanın muhtemelen hangi yöne gideceğinin erken aşamada netleştirilmesine yardımcı olabilir. Bu netlik, paydaşların arabuluculuk masasına daha gerçekçi bir beklentiyle oturmasını sağlar.
Mahkemenin satış veya taksime ilişkin verdiği karara karşı taraflar istinaf yoluna başvurabilir (HMK m.341). Karar kesinleşmeden satış işlemlerinin kesinleşmiş sonuç doğurmayacağı için, bu aşamanın da sürecin doğal bir parçası olarak göz önünde bulundurulması gerekir.
Dava sürecinde beklenmedik gecikmelerin büyük kısmı eksik taraf teşkili, arabuluculuk şartının atlanması, yanlış mahkemede dava açılması veya bilirkişi raporuna süresinde itiraz edilmemesi gibi usul hatalarından kaynaklanıyor. Bu hataların önüne geçmek, davanın esasına ilişkin tartışmadan çok daha fazla zaman tasarrufu sağlıyor.
Son bir pratik not olarak, paydaşlar arasında satış bedeli üzerinde erken bir mutabakat kurulabilirse, dava açılmış olsa bile yargılamanın her aşamasında taraflar sulh yoluyla anlaşıp davadan vazgeçebilir. Bu ihtimal, özellikle bilirkişi raporu kesinleştikten ve taşınmazın gerçek değeri ortaya çıktıktan sonra, paydaşların birbirine daha gerçekçi teklifler sunmasını kolaylaştırıyor. Miras kalan bir taşınmazı elde tutmak isteyen mirasçılar için bu, dava açılmış olmasının süreci geri dönüşü olmayan bir noktaya taşımadığının da bir göstergesi.
Yasal Uyarı

