Boşanma davalarının önemli bir bölümünde asıl mesele, evliliğin sona ermesinden çok, boşandıktan sonra çocukla kurulacak ilişkinin nasıl şekilleneceğidir. Türk Medeni Kanunu’nun 323. maddesi, velayeti kendisinde bulunmayan ebeveyne çocukla uygun bir kişisel ilişki kurma hakkı tanır; bu düzenleme 4721 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 2002’den bu yana uygulanıyor olsa da, kararların fiilen nasıl uygulanacağı 2021 yılında çıkarılan 7343 sayılı Kanun ile köklü biçimde değişti. Pek çok ebeveyn bu değişiklikten habersiz olduğu için, artık işlevsiz kalmış bir yola başvurarak zaman kaybediyor.
Velayet Hakkı ile Kişisel İlişki Hakkı Aynı Şey Değildir
Uygulamada sıkça karşılaşılan bir yanılgı, velayetin kaybedilmesiyle çocukla bağın da ortadan kalktığı düşüncesidir. Oysa velayet ile kişisel ilişki kurma hakkı birbirinden bağımsız iki kurumdur. Velayet, çocuğun bakımı, eğitimi ve temsili konusunda karar verme yetkisini ifade ederken; kişisel ilişki hakkı, velayeti elinde bulundurmayan ebeveynin çocuğuyla düzenli olarak bir araya gelmesini, iletişim kurmasını güvence altına alır.
Bu ayrım, yalnızca teorik bir tartışma değildir; velayet davası sürecinde kişisel ilişki talebinin unutulması, boşanma kararı kesinleştikten aylar sonra ayrı bir dava açma zorunluluğu doğurabilir ve bu süre zarfında çocuk ile diğer ebeveyn arasındaki bağ zayıflayabilir.
Örneğin İstanbul Anadolu Yakası’nda yaşayan ve boşanma sonrası velayeti eşine bırakılan bir baba düşünelim. Bu kişi çocuğunun eğitim veya sağlık kararlarına doğrudan müdahale edemez, ama kanunun kendisine tanıdığı kişisel ilişki hakkı sayesinde belirli günlerde çocuğunu görme, tatillerde birlikte vakit geçirme ve iletişim kurma hakkından mahrum bırakılamaz. Bu ayrımı gözden kaçıran ebeveynler, mahkemeden yalnızca velayet talep ederken kişisel ilişki düzenlemesini ihmal edebiliyor; bu da sonradan ayrı bir dava açma zorunluluğu doğuruyor.

Kişisel İlişkinin Kapsamı Hangi Kriterlere Göre Belirlenir?
Mahkeme, kişisel ilişki düzenlemesi yaparken tek tip bir formül uygulamaz. TMK m.324 çerçevesinde çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık koşulları, ebeveynlerin yerleşim yerleri arasındaki mesafe ve mevcut aile ilişkileri birlikte değerlendirilir.
Somut bir örnek üzerinden bakalım: anne Kartal’da, baba ise Bursa’da ikamet ediyorsa, mahkeme hafta sonu görüşmesi yerine yarıyıl ve yaz tatillerine yayılan daha uzun süreli bir görüşme takvimi kurgulayabilir; küçük yaştaki bir çocuk için ise gece konaklamalı görüşmeler yerine gündüz saatleriyle sınırlı, kademeli bir düzenleme tercih edilebilir. Kişisel ilişki yalnızca yüz yüze görüşmeyle sınırlı değildir; telefonla arama, görüntülü görüşme ve yazılı iletişim de bu kapsamda değerlendirilir ve mahkeme kararında ayrıca düzenlenebilir.
Karar Uygulanmazsa Ne Olur? 2022’den Bu Yana Değişen İnfaz Yolu
Kişisel ilişki kararının en çok sorun yaşanan aşaması, kararın fiilen uygulanmasıdır. Uzun süre bu kararlar icra daireleri aracılığıyla infaz ediliyordu; ancak 7343 sayılı Kanun’un 30 Kasım 2021 tarihinde yürürlüğe girmesiyle bu görev icra dairelerinden alındı. Konuyu somutlaştıran Çocuk Teslimi ve Çocukla Kişisel İlişki Kurulmasına İlişkin İlam ve Tedbir Kararlarının Yerine Getirilmesine Dair Yönetmelik, 4 Ağustos 2022 tarihli ve 31913 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Bu değişiklik sonrasında çocuk teslimi ve kişisel ilişki kararlarının infazı, Adalet Bakanlığı bünyesindeki Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Daire Başkanlıkları tarafından, gerektiğinde bir uzman (pedagog, psikolog veya sosyal çalışmacı) eşliğinde yürütülür. Hâlâ pek çok ebeveyn, kararın uygulanmadığı durumlarda eski alışkanlıkla icra dairesine başvurmayı düşünüyor; bu yaklaşım artık sürecin doğru işleyişiyle örtüşmüyor ve gereksiz zaman kaybına yol açıyor. Kararın gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde başvuru, ilgili adli destek biriminin yanı sıra, ihlalin niteliğine göre ceza hukuku boyutunu da gündeme getirebilir.
Kişisel İlişki Hangi Hallerde Sınırlandırılabilir veya Kaldırılabilir?
Kişisel ilişki hakkı geniş yorumlanan bir hak olmakla birlikte mutlak değildir. TMK m.324/2 uyarınca, bu ilişkinin çocuğun bedensel veya ruhsal sağlığını tehlikeye sokması ya da gelişimini olumsuz etkilemesi hâlinde mahkeme, görüşmeleri sınırlandırabilir, gözetim altında yaptırabilir veya tamamen kaldırabilir.
Burada kanaatimizce dikkat edilmesi gereken nokta şudur: mahkemeler bu sınırlamayı istisnai bir tedbir olarak uygular, kural olarak değil. Örneğin bir ebeveynin madde bağımlılığı veya şiddet geçmişi somut delillerle ortaya konmuşsa, görüşmeler önce refakatli/gözetimli hâle getirilir; ilişkinin tamamen kaldırılması ise ancak çocuğun güvenliği açısından gerçek ve ciddi bir tehlike bulunduğunda gündeme gelir. Salt ebeveynler arasındaki husumet veya iletişimsizlik, tek başına kişisel ilişkiyi kaldırma sebebi sayılmaz; aksi yönde bir uygulama çocuğun her iki ebeveynle bağ kurma hakkını ihlal eder.

Velayet Davasında Çocuğun Görüşü ve Sürecin Uygulamaya Yansıması
Velayet ve kişisel ilişki düzenlemesi yapılırken, belirli bir olgunluğa erişmiş çocuğun görüşünün alınması da sürecin önemli bir parçasıdır. Mahkeme, gerekli gördüğünde uzman bir pedagog veya psikolog aracılığıyla çocuğu dinler; bu görüş bağlayıcı olmasa da kararın gerekçesinde dikkate alınır.
Uygulamada karşılaşılan bir örnek: on iki yaşındaki bir çocuğun hafta sonu görüşmelerinde isteksiz davranması üzerine mahkeme, taraflardan birinin talebiyle uzman görüşü alarak görüşme düzenini yeniden şekillendirebilir. Sürecin sağlıklı ilerlemesi için ebeveynlere önerilen yol şu sıradadır: önce kişisel ilişki talebinin velayet talebiyle birlikte, açık ve somut bir takvim önerisiyle dava dilekçesine yazılması; karar kesinleştikten sonra uygulanmaması hâlinde doğrudan Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri birimine başvurulması; koşullarda kalıcı bir değişiklik varsa (yerleşim yeri değişikliği, çocuğun yaşının büyümesi gibi) yeni bir düzenleme davası açılmasıdır. Bu adımların sırasıyla izlenmesi, hem sürecin daha öngörülebilir hem de çocuk açısından daha az yıpratıcı olmasını sağlar.
Yasal Uyarı

