4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 1 Ocak 2002’de yürürlüğe girdiğinde getirdiği kısıtlılık (hacir) düzenlemesi, aradan geçen yıllara ve toplumun yaşlanan nüfus yapısına rağmen 2026 itibarıyla hâlâ aynı temel maddeler üzerinden işliyor. Aileler genellikle bu konuyla, bir yakınının artık bankada işlem yapamadığını, imzaladığı bir sözleşmeyi hatırlamadığını ya da malvarlığını hızla eritmeye başladığını fark ettikleri anda tanışıyor. Bu yazıda kısıtlama kararının hangi somut şartlarda alınabildiğini, sürecin nasıl işlediğini ve kararın kişinin hukuki durumunda yarattığı sonuçları ele alıyoruz.
Kısıtlılık (Hacir) Nedir ve Neden Uygulanır?
Kısıtlılık, bir kişinin fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla sınırlandırılması, yani hukuki işlemleri kendi başına yapma yetkisinin kaldırılmasıdır. Amaç kişiyi cezalandırmak değil; kendi menfaatini yeterince koruyamayan bireyi ve bazı durumlarda çevresini korumaktır. Örneğin 80 yaşındaki bir kişi unutkanlığı nedeniyle art arda bilmediği kişilere para transferi yapıyorsa, ailesi bu noktada kısıtlama talebini gündeme getirebilir.
Kısıtlama kararı verildiğinde kişiye bir vasi atanır ve günlük hayatın dışında kalan önemli hukuki işlemler (satış, bağış, kredi sözleşmesi, dava açma gibi) artık vasinin onayı veya vesayet makamının izniyle yapılabilir hale gelir. Bu, kişinin toplumdan soyutlanması değil, malvarlığının ve kişiliğinin korunmasına yönelik bir güvence mekanizmasıdır.
Kısıtlama Sebepleri Nelerdir?
TMK m.405 ilâ 408 kısıtlama sebeplerini sınırlı sayıda (numerus clausus) olarak düzenler; kanunda yazılı olmayan bir gerekçeyle kimse kısıtlanamaz. Başlıca sebepler şunlardır:
- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, kişinin işlerini göremeyecek, sürekli bakıma muhtaç olacak ya da çevresinin güvenliğini tehlikeye atacak derecede olması gerekir.
- Savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı ya da malvarlığının kötü yönetimi, kişinin kendisini veya ailesini yoksulluğa sürükleme tehlikesi yaratması aranır.
- Bir yıldan fazla süreli özgürlüğü bağlayıcı ceza, cezaevinde bulunan kişinin dışarıdaki işlerini yönetememesi gerekçesiyle uygulanır.
- Kişinin kendi isteği, yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik veya ağır hastalık nedeniyle işlerini yönetemediğini gösteren her ergin, kendi kısıtlanmasını talep edebilir.
Bir işletme sahibinin alkol bağımlılığı yüzünden şirketini art arda zarara sokması ile akıl hastalığı nedeniyle günlük ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan bir kişinin durumu hukuken aynı sonuca (kısıtlama) götürse de ispat yükü ve sunulması gereken deliller birbirinden oldukça farklıdır.

Kısıtlama Kararı Nasıl Alınır? Süreç ve İspat Yükü
Süreç genellikle kişinin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu, kardeşi veya vesayet makamının ihbarı üzerine sulh hukuk mahkemesine yapılan başvuruyla başlar. Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı iddia ediliyorsa, TMK m.409/2 gereği mahkeme mutlaka resmî sağlık kurulu raporu almak zorundadır; tek hekim imzalı bir rapor veya özel muayenehane raporu bu şartı karşılamaz.
Diğer sebeplerde (savurganlık, bağımlılık, mahkumiyet, kişinin kendi isteği) ispat daha çok tanık beyanı, banka kayıtları, icra dosyaları veya ceza infaz kurumu yazışmaları üzerinden yapılır. Mahkeme, gerekli görürse kişiyi bizzat dinler ve gerekirse geçici olarak kayyım atayarak sürecin sonuna kadar acil işlemlerin yürütülmesini sağlar.
Peki ama mahkeme her başvuruda otomatik olarak kısıtlama kararı verir mi? Hayır, hâkim, ölçülülük ilkesi gereği önce daha hafif bir tedbirin (örneğin belirli işler için kayyım atanması) yeterli olup olmadığını değerlendirmekle yükümlüdür.
Kısıtlama Kararının Hukuki Sonuçları Nelerdir?
Karar kesinleştiğinde kişi fiil ehliyetini kısmen veya tamamen kaybeder; artık taşınmaz satamaz, kredi sözleşmesi imzalayamaz, dava açamaz veya bağışta bulunamaz. Bu işlemler vasi tarafından, önemli olanlarda ise ayrıca vesayet makamının izniyle yapılır. Kısıtlının bu dönemde tek başına yaptığı önemli bir işlem, örneğin bir daireyi rayiç bedelinin çok altında satması, sonradan iptal davasına konu edilebilir.
Karar ayrıca kişinin nüfus kaydına şerh olarak işlenir ve ilan edilir; böylece üçüncü kişilerin iyiniyet iddiasında bulunması zorlaşır. Vesayetin kaldırılması ise ancak kısıtlama sebebinin tamamen ortadan kalktığının aynı usulle (gerekirse yeniden sağlık kurulu raporuyla) ispatlanmasıyla mümkündür; bu nedenle süreç tek yönlü değil, gözden geçirilebilir bir korumadır.

Tartışmalı Nokta: Vesayet Modeli mi, Destekli Karar Alma mı?
Türkiye’nin 2009 yılında onayladığı BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesi, kişinin iradesini tamamen bir vasiye devreden klasik vesayet modeli yerine, kişinin kendi kararlarını desteklenerek alabilmesini öngören bir yaklaşımı savunuyor. Buna karşılık TMK’nın 2002’den bu yana değişmeyen sistemi hâlâ “ya tam ehliyet ya da vesayet” ikiliğine dayanıyor.
Örneğin hafif düzeyde bilişsel gerileme yaşayan ama günlük hayatının büyük kısmını bağımsız sürdürebilen bir kişi düşünelim: mevcut sistemde bu kişi için ya kısıtlama istenmeyecek (ve risk altındaki işlemler korumasız kalacak) ya da tam kısıtlama istenip kişinin bağımsızlığı gereğinden fazla daraltılacaktır. Kanaatimizce mevzuatın, kısmi ehliyet sınırlamalarını ve destekli karar alma araçlarını daha esnek biçimde tanıyacak şekilde güncellenmesi, hem koruma hem de kişinin özerkliği arasında daha adil bir denge kurar. Bu tartışma teorik değildir; uygulamada hangi tedbirin talep edileceği kararını doğrudan etkiler ve dosyanın ispat stratejisini şekillendirir.
Sonuç: Süreçte Nelere Dikkat Edilmeli?
Bir yakınınız için kısıtlama sürecini değerlendiriyorsanız, aceleyle tam kısıtlama talep etmek yerine önce durumun gerçek boyutunu netleştirmek daha sağlıklı bir yol izlenmesini sağlar:
- Kısıtlama sebebinin hangi maddeye (TMK m.405-408) dayandığını netleştirin ve buna uygun delil toplayın.
- Akıl hastalığı/zayıflığı iddiası varsa, süreci resmî sağlık kurulu raporu almadan başlatmayın; eksik rapor sonradan bozma sebebi olur.
- Acil bir malvarlığı riski varsa, tam kısıtlama kararını beklemeden geçici kayyım atanmasını talep edin.
- Kısıtlama sonrası yapılan önemli işlemlerde vesayet makamının izninin alınıp alınmadığını mutlaka kontrol edin; aksi halde işlem sonradan iptal edilebilir.
- Sebep ortadan kalktığında vesayetin kaldırılması için aynı titizlikle yeni delil ve rapor sunun.
Kısıtlılık kararı, doğru şartlarda ve doğru usulle alındığında hem kişiyi hem de ailesini uzun vadeli hukuki risklerden koruyan önemli bir araçtır; ancak her aşamasında somut delile ve doğru usule dayanması gerekir.
Yasal Uyarı

